30 Ekim 2009 Cuma

Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı Yapıldı

Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı 24 Ekim 2009 Cumartesi günü yapıldı.

Kurultayın açılış konuşmasını Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Bölge Kurultayı Yürütme Kurulu adına Jeoloji Mühendisi F. Serap Kurt yaptı. Serap Kurt konuşmasında TMMOB'nin 40. Olağan Genel Kurulu'nda alınan karara bağlı olarak çalışmalarına başlanan kurultay kapsamında, Ankara’da yapılan çalışmaların amacından ve içeriğinden söz etti. Ankara Yerel Kurultayı'ndan çıkan tartışma ve önerilerin 14-15 Kasım'da İstanbul'da yapılacak olan ana kurultaya taşınacağını sözlerine ekledi.

Serap Kurt'un ardından söz alan TMMOB Ankara İKK Sekreteri ve EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, TMMOB ve bağlı Odalarının siyasetle uğraşmasının bir rahatsızlık yarattığından, bu rahatsızlığı duyanların TMMOB ve odalara karşı kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarından söz etti. Krize ve örgütlenmeye de değinen Pektaş, işçilerin, emekçilerin, mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütlenmesinin ve ortak mücadele etmesinin gerekliliğine dikkat çekerek, örgütlü mücadelenin krizin faturasını patronlara ödetmek için şart olduğunu belirtti. Pektaş, Ankara Bölge Kurultayı çalışmalarında yer alan ve kurultaya katılan herkese teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.

Ardından kürsüye gelen TMMOB YK üyesi Kadir Dağhan, kurultay çalışmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, bu çalışmanın örnek bir çalışma olduğunu belirtti. Yaşanan tüm olumsuzluklardan kapitalist sistemin sorumlu olduğunu dile getiren Dağhan, işsizliğe, yoksulluğa, savaşlara yol açan kapitalist politikalara karşı ortak ve örgütlü bir mücadele gerektiğini söyledi.

Kurultaya konuk olarak KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Tuğrul Çulfa ve DİSK Ankara Bölge Temsilciliği adına Genel İş Sendikası Koordinatörü Serhat Salihoğlu katıldı. Tuğrul Çulfa sendikal örgütlenmenin önemine değindi. Serhat Salihoğlu ise işçi sınıfını olumsuz etkileyen krizin kalıcı olduğundan bahsederek, bu krizin emeğiyle yaşayanlar üzerinde bir sosyal çöküş yarattığını, bu çöküşün işsizlik olarak emekçi kesime ödetildiğini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından, Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı yürütmesinde yer alan EMO Ankara Şubesi YK yazman üyesi Ömürhan Soysal, kurultay kapsamında Ankara’da yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren bir sunum yaptı. Sunumda, kurultaya hazırlık yapmak üzere sekiz atölye çalışması yapıldığı, sekiz ayrı ilde toplantılar düzenlendiği belirtildi.

4 atölyenin sunum ve forum bölümünün ardından kurultaya ara verildi. İzmir Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş.'den atılan işçilere destek amacıyla, Ankara Yerel Kurultayı’nda oluşturulan bir heyet Abdi İpekçi Parkı’na gitti. Aynı gün KESK'in düzenlediği basın açıklamasına da katılım sağlandı.

İMO Teoman Öztürk Salonu'nda yapılacağı duyurulan Ankara Bölge Kurultayı'nın aradan sonraki bölümünde İMO, aynı salonda yapacağı bir eğitimi neden göstererek salonun boşaltılmasını istedi. Kurultay katılımcıları bu yakışıksız duruma alkışlı protestoyla tepki gösterdiler. Kurultaya İMO içinde bir başka salonda devam edilmek zorunda kalındı. Bu davranış, İMO yönetiminin ücretli ve işsiz mühendislerin sorunlarına karşı duyarlılığının derecesini ve önceliklerini gösteren önemli bir örnek oldu.

Kurultaya katılan mühendis,mimar ve şehir plancıları sınıf kavramı üzerin de bir çok kez durdular. Mühendislerin işçi sınıfı içerisinde oldukları; ücretli ve TMMOB bünyesinde çalışan mühendislerin sendikalaşması konularına değindiler.

Katılımcıların özellikle altı çizdiği konular TMMOB' un örgütlenmesi, Yetkin Mühendislik, Devlet Denetleme Kurulu'nun TMMOB'yi de kapsayan son raporu,Ücretli Mühendislerin kamu ve özel sektörde yaşadıkları sorunlar,istihdam,taşeronlaşma, yasa dışı çalıştırma,mühendislerin kapsam dışı olması gibi birçok temel sorunun üzerinde duruldu, çözüm önerileri getirildi. Atölyelerden çıkan sonuçların da tartışıldığı Yerel Kurultay'da TMMOB 'un bir sendikal yapılanma olarak değil; meslek örgütü olarak algılanması gerektiği ancak mücadele de sendikalarla birlikte ortak hareket etmesi gerektiği üzerinde duruldu.

Ücretli ve İşsiz Mühendis,Mimar ve Şehir Plancıları için yapılan bu kurultayın amacına ulaşabilmesi amacıyla alınan kararların hayata geçirilebilmesi için mücadele edilmesinin amacın sadece mühendis,mimarların sorunlarını çözmek değil bu sorunların sistemden kaynaklı olduğunun bilincinin de verilmesi gerektiği belirtildi.

TMMOB Eski Başkanı Kaya Güvenç' in de söz aldığı serbest kürsüde işçi sınıfı kavramına değindi. Mühendis ve mimarların işçi sınıfı içerisinde olduğunu ancak günümüzde bu bilincin ogiderek yitirildiğini belirtti. Mühendis ve mimarlar için yapılan bir anketin sonuçlarına değinen Güvenç; 1980 öncesi ve yakın tarihte yapılan aynı anketin sonuçlarının birbirinden çok farklı olduğunu,;mühendislerde 70'ler de var olan işçi sınıfı bilincinin ve sendikalı mühendis olma oranının günümüz de düştüğünü belirtti. TMMOB 'un giderek artan somürü düzenin de üste düşen görevin giderek arttığını belirtti.

Atölye sunumlarının ardından geçilen serbest kürsü bölümünde söz alan bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi asgari ücret, sendikalaşma ve örgütlenme konularına değindi. ''Asgari ücret tüm emekçi kesimler için tek ve ortak olmalıdır. Mühendisler için ayrı bir asgari ücret tarif etmek, mühendislerin işçi sınıfı içerisinde olmadığı algısını güçlendirir. Asgari ücret emek eksenli örgütlerle birlikte yapılacak bir çalışmayla belirlenmeli ve mücadelesi verilmelidir'' dedi. TMMOB'de yalnızca serbest mühendislik hizmetleri için değil, kamu ve özel sektör çalışanları için de bir ücret politikası olması gerektiğini belirtti. 2010-2012 döneminin TMMOB tarafından örgütlenme çalışmasına ayrılması gerektiğini, bu çalışmanın bir kampanya biçiminde ele alınmasının uygun olacağını sözlerine ekledi. Atölye 8'in öneriler kısmında da yer alan ''TMMOB tarafından destekleme kararı alınmış, insan hakları ihlallerine, emekçi hak ve taleplerine, işkence mağdurlarına, devrimci tutsaklarına dönük tüm eylem ve hareketlilikler için merkezde tüm meslek odalarının temsilcileri ile yerelde İKK'lar tarafından oluşturulacak bağımsız bir çalışma komisyonu kurulmalıdır'' önerisinin ana kurultaya taşınmasının ve bu önerinin TMMOB tarafından karar altına alınmasının önemini belirtti.

İnşaat Mühendisi bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi TMMOB'de sendikalı olduğu için işten atılan çalışanlar olduğunu, hem bu tür olayların hem de Bartın İKK gibi mücadele veren birimlerin kapatılmasının TMMOB örgütlülüğüne yakışmadığını, bunların eleştirilmesi gerektiğini, kendini eleştiremeyen bir yapının devamlılığının ve ilerlemesinin söz konusu olamayacağını dile getirdi.

Elektronik ve Haberleşme Mühendisi olan bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi, özel sektör çalışanı olarak yaşadığı sorunlardan bahsetti. Özel sektördeki uygulamaların çalışanları sürekli baskı altında tuttuğunu, özellikle performans değerlendirmesinin çalışanları yıprattığını belirtti.

Çevre Mühendisi bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi, mühendis, mimar ve şehir plancılarının işçi sınıfının bir parçası olduğunu, TMMOB'nin üyeleri arasında bu sınıf bilincinin yerleşmesi amacına dönük çalışmalar yapması gerektiğini belirtti. Birçok gencin plansız, programsız ve bilimsel çalışmadan uzak tabela üniversitelerinde okuduğundan, sistemin gençliğin hayallerini üniversiteden sonra iş beklentisiyle sömürdüğünden söz etti. TMMOB üyeleri arasında ücretli ve işsiz mühendis mimar ve plancıların oranının % 80 olduğunu, ancak bu kesimin yönetimlerde %20 oranında temsil edildiğinin altını çizerek, yönetim kademelerinde ücretli ve işsizlerin temsiliyet oranının arttırılması gerektiğini, aynı zaman da tüm şubelerde ücretli ve işsiz M. M. Ş. P. komisyonları kurulması gerektiğini dile getirdi. Üniversitelerde YÖK’ün kurmayı düşündüğü Danışma Kurulları'nda TMMOB'nin yer almasının kabul edilemeyeceğini sözlerine ekledikten sonra, TMMOB'nin üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi uygulamalarına etkin bir biçimde karşı çıkması gerektiğini belirtti.

Kurultayın bir katılımcısı da Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube üyesi av. Duygu Demirel'di. Duygu Demirel konuşmasında meslekte değişim ve dönüşüme değindi. Mühendislikte, özellikle inşaat mühendisliğinde uygulatılmaya çalışılan Yetkin Mühendislik uygulamasının benzerinin avukatlar için de hayata geçirilmeye çalışıldığını belirten Demirel, üstelik bunu yapanın da Barolar Birliği olduğunu belirtti. Konuşmasını ücretli avukatların yazmış olduğu, aynı gün Barolar Birliği’nde de okunan ve avukatlık mesleğindeki değişim ve dönüşümü anlatan bir metinle bitirdi.

Katılımcıların birçok önergede sunduğu Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı' na yaklaşık 200 kişi katıldı. Sonuç bildirgesini hazırlamak üzere bir komisyon oluşturulmasının ardından kurultay sona erdi.

EMO Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultayı Yapıldı

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) adına EMO İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultay’ı 24-25 Ekim tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum Salonunda gerçekleştirildi.

Kurultay‘ın amacı, gerek EMO içerisinde gerekse TMMOB bünyesinde tartışılan ve farklı uygulama şekilleri bulunan yetkin, yetkili ve uzman mühendislik kavramlarının, EMO içerisinde sağlıklı bir şekilde tartışılmasını sağlamak ve bu tartışma sonucunda EMO örgütlülüğünde bir karar birlikteliğine varabilmek olarak açıklansa da, Kurultay’da karar almaya dönük bir düzenleme olmaması katılımcılar tarafından bu amacın sorgulanmasına yol açtı.

İki gün süren Kurultay her bir oturum ayrı bir forum şeklinde olmak üzere, 4 oturum ve 1 forum şeklinde düzenlendi. EMO ve EMO-Genç üyelerinin çok büyük bir kısmını oluşturduğu yaklaşık 250 katılımcı kurultaya katıldı. Kurultay, açılış konuşmaları ve yerel etkinliklerin bilgilendirmeleri ile başladı. Kurultay öncesi 9 ilde gerçekleştirilen yerel etkinliklerin sunumundan sonra, ilk oturum “AB Uyum Yasaları, GATS süreci ve Türkiye’deki Yasal Düzenlemeler” başlığı altında gerçekleştirildi. İlk günün son oturumu ise “Mühendislik Eğitimi, Akreditasyon, YÖK ve Diploma Unvanları” başlığını taşıyordu. Her iki oturum da Kurultay Düzenleme Kurulu’ndan bir üyenin çerçeve sunumu ile başladı. Kurultay hazırlık sürecinde yaşanan sorunlar ve Kurultay’ın formatının dışına çıkarılarak karar alma sürecinin engellemesi ile yaşanan gerginlik ilk günkü oturumlara yansıdı. İlk günkü oturumlarda somut önerilerden çok polemikler ön plana çıktı. Ayrıca Kurultay’da EMO ve EMO-Genç üyelerinin eşit söz hakkı olması kararlaştırılmış olmasına karşın ilk günkü oturumlarda, EMO-genç üyelerinin söz kullanımı ile ilgili de sorunlar yaşandı.

Kurultayın ikinci günü, “Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik, Meslek İçi Eğitim ve TMMOB İçi Uygulamalar” oturumu ile başladı. Tartışma şekli ve söz kullanımı ile ilgili ilk gün yaşanan sorunlar, ikinci gün aşılabildi. Kurultayda karar alınamadığından, ortaklaşılan ve ortaklaşılamayan konularda Kurultay Sonuç Bildirgesi’ni oluşturmak üzere bir komisyon kuruldu. Çok sayıda EMO ve EMO-Genç üyesinin söz aldığı ikinci gün somut önerilerin tartışıldığı bir ortam sağlanabildi.

Kurultay katılımcılarının kürsüden yoğun olarak dile getirdiği görüşler;

  • Mühendislik eğitiminin, mühendislik mesleğini uygulamaya yeterli olmadığını düşünen ve akademik eğitim sonrası zorunlu çalışma ve sınavlarla yeni bir süreç tanımlayan yetkin mühendislik gibi uygulamalara karşı çıkılmalıdır.

  • AB-GATS sürecine ve bu sürecin mühendislik-mimarlık alanında içinde bulunduğu bütün meslek alanlarına dönük saldırılarına karşı çıkılmalıdır.

  • Yetkin mühendislik, belgelendirme ve akreditasyon konuları AB-GATS sürecinin yansımalarıdır.

  • YÖK’ün 2005 yılında aldığı diplomalara unvan yazılmama kararına karşı EMO ve TMMOB olarak dava açılmalıdır.

  • Eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı, demokratik üniversite talebi ile parasız, bilimsel, anadilde eğitim mücadelesi verilmelidir.

  • EMO ve TMMOB, mühendislik eğitimine müdahil olmalıdır, yetersiz akademik kadro ve yetersiz altyapı ile açılan mühendislik fakültelerine karşı çıkılmalıdır.

  • Mühendislik mesleğinin icrasında yaşanan sorunların çözümü kamusal denetim ile sağlanabilir.

  • Meslek içi eğitim mühendislerin ihtiyacı olan mesleki ve teknik bilgilerin geliştirilmesi amacı ile yapılmalı fakat meslek içi eğitimde belgelendirme, sınav, iş yapma yetkisi gibi zorunluluklara karşı çıkılmalıdır.

  • Üniversite eğitiminin ticarileştirilmesine, Bologna süreci ile başlayan üniversitelerin dönüşüm sürecine, üniversitelerin sermaye lehine yeniden yapılandırılmasına karşı çıkılmalıdır. Bu amaçla öğrenciler ve akademisyenlerle ortak çalışmalar yapılmalıdır.

  • AB-GATS süreci, ülkede yapılan düzenlemeler (mesleki yeterlilik kurumu, YÖK, yabancı mühendislerin çalışması hakkındaki kanun), sermayenin nitelikli emek gücünü ucuza istihdam etme isteği, üniversite eğitiminde yaşanan ticarileşme süreci bütünlüklü ele alınmalıdır ve bütünlüklü bir karşı çıkış sağlanmalıdır.

Kurultay, hazırlık sürecinde yaşanan tüm olumsuzluklara ve karar almaya dönük bir düzenleme olmamasına rağmen, özellikle İvme Dergisi’nin Yetkin Mühendislik sayısında dile getirilen görüşlerin, Kurultay katılımcılarının büyük bir kısmı tarafından kürsüden ifade edilmesi ve en azından Yetkin Mühendislik uygulaması karşısında bir mutabakat sağlanmış olması açılarından önemli sonuçlar üretmiştir.

Kurultay, sonuç bildirgesi komisyonundan bir üyenin taslak metni kurultay katılımcılarının onayına sunması ile son buldu.

Sonuç bildirgesinde ortaklaşılan görüşlerden bazıları,

  1. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) gündeminde Yetkin Mühendislik uygulaması yoktur. EMO’da Yetkin Mühendislik savunulmamaktadır. EMO bu konuda yapılacak tüm girişimlere karşı mücadele eder.

  2. AB-GATS ve DTÖ den gelen tüm uyumlaştırma dayatmalarına EMO karşı durur.

  3. Üniversite Eğitimi ile ilgili önerilerimiz TMMOB II. Mühendislik Mimarlık Kurultayında “Mesleki yeterlilik – Mesleki YetkinlikMesleki Eğitim” başlığı altında yer alan Üniversite Eğitimi ile ilgili aldığı kararlardan yararlanır ve bunları yukarıdaki mantıkla güncelleştirir.

  4. Meslektaşlarımızın bilimsel ve teknik formasyonlarını geliştirici Meslek içi Eğitim ticarileştirilmeden sürdürülmelidir.

  5. TMMOB EMO mühendislik eğitiminde, üniversitelerde yeni bölüm açılmasında, bölüm kontenjanlarının belirlenmesinde söz hakkı talep etmeli ve müdahale etme araçlarının geliştirilmesini sağlamalıdır.

  6. TMMOB EMO gerici ve ezberci eğitim sistemine karşı parasız, bilimsel, özerk ve demokratik üniversiteyi savunmalıdır.

  7. Diplomalara unvan yazılmaması konusunda EMO hukuki süreci başlatmalıdır, Yükseköğretim Kurulu’nun bu kararına karşı dava açmalıdır ve TMMOB’nin de davaya müdahil olmasını talep etmelidir.

Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı akreditasyon konusunun, üniversitelerin yeniden yapılandırılması, ticarileştirilmesi ve tek tipleştirilmesi sürecinin bir parçası olduğunu belirtmesine rağmen, akreditasyon sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Belgelendirme konusunda da Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı, belgelendirmenin nitelikli emek gücünün sınıflandırılmasına ve değersizleştirilmesine yol açacağını, belgelendirmenin yetkilendirmenin bir şekli olduğunu ve yetkin mühendislik tartışmasından ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmesine karşın, belgelendirme de sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Kurultay sonuç bildirgesinin en kısa sürede açıklanacağı belirtilerek Kurultay bitirildi.

YÖK Üniversiteleri Sermayenin Doğrudan Denetimine Sokacak Bir Kurul Tanımlıyor!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “Yükseköğretim Kurumlarında Danışma Kurulları Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı”, Avrupa emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan Bologna Süreci'nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.

Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve düzenin siyaset kurumlarının yeniden biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki Sanayi ve Ticaret Odası başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız yetki tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek piyasa güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.

Türkiye Bologna sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu 2008) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK'ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK'ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, Şubat 2007'de yayımladığı “Türkiye Yükseköğretim Stratejisi” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, UNESCO, AB aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve piyasa ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.

Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d'lilerin 33/a'ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.

Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca halkın değerlerinden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.

YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki TMMOB’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. TMMOB’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim TMMOB 27 Ekim 2009 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve "hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını" duyurmuştur.

TMMOB bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde AB süreci kapsamında sermayenin doğrudan denetimine sokacak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İvme Dergisi

Tülin Aydın, aramızdan ayrılışının 10.Yılında mezarı başında anıldı



23 Ekim 1999 yılında kaybettiğimiz Tülin Aydın, aramızdan ayrılışının 10.Yılında mezarı başında anıldı. İvme Dergisi'nin "Kadriye Tülin Aydın Ölümsüzdür" ve EMO İstanbul Şubesi'nin "Mücadelemize Işık Tutuyorlar" yazılı pankartlarının açıldığı etkinliğe Tülin Aydın'ın akrabaları, İvme Dergisi Yayın Kurulu üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Üyeleri ve mücadele arkadaşlarından oluşan yaklaşık 45 kişi katıldı.
Halıcıoğlu Tokmaktepe Mezarlığı’ndaki mezarı başındaki anma başta Tülin olmak üzere tüm devrim şehitleri için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşu sonrasında ailesi adına konuşan kardeşi Timur Aydın ve EMO İstanbul Şubesi adına Selami Yılmaz Tülin’in hayata dair düşüncelerinden ve mücadeleci yapısından bahsettikleri kısa dokunaklı konuşmalarından sonra + İvme Dergisi adına mücadele arkadaşı Mehmet GÖÇEBE Tülin’i hiç tanımayanlar için onun devrimci kişiliği, hayata bakışı, hayattaki konumlanışı ve mücadele anlayışına değindi.Yorum Korosu’nun anmaya katılanlarında eşlik ettiği Tülin’in en sevdiği “Bekle Bizi İstanbul” eserini seslendirmesiyle anma sonlandırıldı.
+ İvme Dergisi adına konuşan Mehmet Göçebe tarafından okunan konuşma metni :
“Bugün burada ölümünün 10. yılında yoldaşları ve dostları olarak bir kavga insanı olan Tülin’i anıyoruz.
Bazı insanların bıraktığı boşluk ne yaparsanız yapın hiçbir zaman doldurulamaz. İşte boşluğu doldurulamayanlardan biriydi TÜLİN.
Onun adı mücadele ile anılır. Çünkü; kaliteli kısacık yaşamı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi içinde geçmiştir. Bir gün orada bir gün burada bir gün bir başka yerde, zamanı bir an olsun boşa geçirmeden kavgaya, mücadeleye yeni olanaklar yaratmanın telaşı içindedir o. Gülen gözlerinde halk için, halkın kurtuluşu için mücadelenin ışığı okunur.
Onun adı inançla anılır. Çünkü, yürüdüğü yolda kararlı ve iddialıdır. Haklılığını içleştiren her insan gibi mücadelede tavizsiz ve engel tanımayandır. Kafamızın içindeki engelin yüreğimizdeki korkudan kaynaklandığını en iyi bilenlerdendir TÜLİN. Onun kafası da yüreği de mücadelede çok nettir. O mücadelenin adıdır.
Onun adı bilinçle anılır. Çünkü; sınıfını bilen, tanıyan, sınıfının kurtuluşunun nasıl olacağını, tarihin akışının nasıl değiştirileceğini bilendir. Kendini halkın dışında tutmayan, her zaman ve her yerde halkın yanında yer alan, halkla kol kola giren, omuz, omuza mücadele verendir.
Onun adı örgütlenme ile anılır. Çünkü emekçidir o. Aynı zamanda aydın bir mühendis. Ama Emekçi kimliği mühendis kimliğinin her zaman önünde olmuştur. Tükenmeyen bir sabırla hep kitlelerin içinde öğrenen ve öğreten olmuştur.
Tülin’in adı, fedakarlıktır, dayanışmadır, yardımlaşma ve paylaşımdır.
Onun adı devrimle anılır. Çünkü; devrimcidir. Mücadelenin kime karşı ve nasıl olacağını görendir. Mücadele büyüdükçe fedakarlıkların, bedellerin de büyüyeceğini, sınıf savaşı yükseldikçe daha da öne çıkılması gerektiğini bilendir.
Onun adı, umutla, dostlukla ve yoldaşlıkla anılır. Umudu, dostluğu çevresine taşıyandır. Onuru siyah gözlerinde, yoldaşlığı yüreğinde taşıyandır.
Sen bizim için mişli geçmiş zamanda kalmadın TÜLİN. Çünkü; gelecek kokuyor senin adın. Her zaman yüreğimizde, bilincimizde bizimle berabersin. Haklılığımızı savunduğumuz her eylemde, halkın kurtuluşu için verdiğimiz bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin her anında yanımızdasın. Mücadeleni, mücadelemiz biliyor, devrimci kişiliğin önünde saygıyla eğiliyoruz.”

TMMOB Ücretli İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları İzmir Yerel Kurultayı Gerçekleştirildi

TMMOB Ücretli İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları İzmir Yerel Kurultayı 17 Ekim 2009 tarihinde, Makine Mühendisleri Odası Kongre ve Sergi Merkezi'nde gerçekleştirildi. Etkinlik, Hasan Balıkçı anısına hazırlanan video gösteriminin izlenmesiyle başladı. Daha sonra TMMOB İzmir İKK sekreteri Ferdan Çiftçi açılış konuşmasını yaptı. Konuşmasında mühendislerin sorunlarının halkın genel sorunundan ayrı tutulamayacağını belirten Ferdan Çiftçi mühendislerin %82.4'ünün yoksulluk sınırı altında yaşadığını ve 2004 sonrası mezunların %24.58'inin işsiz olduğunu söyledi. Ferdan Çiftçi'den sonra sözü TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Dağhan aldı. Konuşmasında Kurultayın örgüt içinde dalgalanma yarattığına değinen Dağhan EMO'ya teşekkür etti. Kurultayın; açlığın, sömürünün neden olduğu politik alanın belirlenmesi, birimlerde hayata geçirilmesi ve halkımız için yaptığımızı vurgulayan Dağhan, halkımızın buna hazır olup olmadığını sorgulamamız gerektiğini söyleyerek yaşanan açlık, yoksulluk gibi durumların sorumlusunun halk olduğunu ve bu yaşananların sebebinin vahşi kapitalizm olduğunu sürekli dillendirmenin, sürekli şikayet etmenin çözüme ulaşmayı sağlamayacağını, ortak bilince ulaşmanın gerekliliğini, güçlü olmak için örgütlü olmamız gerektiğini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen'in yürütücülüğünde Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse ve Yrd. Doç. Dr. Serdal Bahçe'nin konuşmacı olarak katıldığı bir panel düzenlendi. İlk Sözü Musa Çeçen aldı. Devlet Denetleme Kurulu'nun meslek örgütleri hakkında hazırladığı rapora değinen Çeçen, bu raporun TMMOB'den önce Anka Haber Ajansı'na ulaşmasını eleştirdi ve bu raporun “politik rahatsızlığa” sebep olan kuruluşları denetim altına almak için yapılanlardan biri olduğunu belirtti. Daha sonra Ahmet Haşim Köse sunumunu yaptı. Köse'nin sunumunda gerçekliğin aslında bilindiğine fakat yorumlanamadığına dikkat çekti. Walter Benjamin'in “Gerçekliğin aşırı bilinci bazen gerçekliğin mutlaklaşmasıdır.” sözünü alıntılayarak yoksulluk, işsizlik gibi gerçekliklerin normalleştirildiğine dikkat çekti. Mesleklerden önce toplumsal sınıfların geldiğini söyleyen Köse, 90'lardan itibaren küresel değersizleşmenin ortaya çıktığını söyledi. Kapitalizmde de yoksulluğun sonuç olduğunu söyledi. Ayrıca Ahmet Haşim Köse TMMOB'nin eskiden de, günümüzde de demokratik mücadele açısından önemli olduğunu vurguladı. Daha sonra söz alan Serdal Bahçe, Türkiye Hane halkı işgücü araştırması sonuçlarını sunup, değerlendirdi. Bu çalışmanın önemli bir sonucu olarak nitelikli işgücünün değersizleştiğini vurguladı.

Panelin soru yanıt kısmında söz alan bir makine mühendisi EMO başkanı Musa Çeçen'in de bulunması vesilesiyle kendisi ve bir arkadaşının MMO'dan demokratik olmayan bir şekilde işten çıkarıldığını, EMO İzmir şubesinde de sendikalaştığı için bir mühendisin işten çıkarıldığını söyledikten sonra Ahmet Haşim Köse'ye bu bağlamda TMMOB'yi nasıl değerlendirdiğini, eski ve yeni TMMOB'nin hala aynı olduğunu düşünüp düşünmediğini sordu. Ahmet Haşim Köse, bu soruya doyurucu bir yanıt veremedi. TMMOB eskiden nasılsa şimdi de öyledir vurgusunda bulundu.

Verilen yemek arasının ardından “TMMOB ve Üyeleri İçin Ücret Politikaları” başlığı altında TMMOB İzmir İKK Kriz Çalışma Grubu hazırladığı sunumu yaptı. Konuyu “mevcut durum”, “Odaların Uygulamaları”, “Yapılabilecekler ve Öneriler” şeklinde üç ana başlık altında toplayan Kriz Çalışma Grubu ilk başlık altında ÇMO, EMO, İMO ve MMO'da yapılan anket sonuçlarından oluşturulan istatistikleri sundular. Son beş yılda mezun olmuş kişilerle yapılan anket sonucunda ortaya çıkan istatistiklerde çarpıcı olan İzmir'de işsiz mühendis oranının %25 olmasıydı. Odaların mühendisler için belirlediği asgari ücretlere ve iş yasalarına da değinen Kriz Çalışma Grubu daha sonra hazırladıkları önerileri sundular. Önerilerde dikkat çeken özellikle serbest çalışan veya şantiye mühendislerinin belgelerle denetlenmesinin, belgelerde en az ücret ibaresinin yer almasının gerekliliğinin belirtilmesiydi. Türkiye için genel bir TMMOB politikası oluşturulması, iç/yasal düzenlemelerin yapılması, denetim hakkına sahip kurumlarla işbirliği yapılması, odalara konu hakkında sorumluluk verilmesi, üye sicilleri tutan oda birimlerinin kurulması, kamu kurumlarında çalışan sözleşmeli çalışanlar için asgari ücret belirlenmesi önerileri sunuldu.

Kriz Çalışma Grubu'nun sunumu sonrasında “Etkin Örgütlülük Araçları ve Sendikalaşma” oturumunda konuşmacı olarak ilk söz alan kişi TMMOB 36-37. dönem Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Güvenç oldu. Konuşmasına Hasan Balıkçı'yı anarak başlayan Güvenç, Hasan Balıkçı'nın kamu yararı gözeten, devrimci ve sosyalist bir mühendis olduğunun altını çizdi. Ayrıca mühendislerin sendikalaşma sürecine de değinen Güvenç, işsizleşme, mesleksizleşme, kimliksizleşme gibi koşulları kırmanın yolunun işçi sınıfının örgütlülüğünü kurmaktan geçtiğini belirtti.

Kaya Güvenç'ten sonra söz alan Sendika Uzmanı Alpaslan Savaş ise emekçilerin birliğini önüne koymayan hiçbir örgütün başarılı olamayacağını belirtti. Ayrıca 1980'e kadar fordist yapılanma içinde olan işyerlerindeki mavi yakalı çalışan sayısının beyaz yakalı çalışan sayısından fazla olduğunu belirten Savaş, günümüzde tablonun farklı olduğunu, bir işletmede beyaz yakalıların sayısının mavi yakalıları geçmekte olduğunu ifade etti.

Son olarak serbest kürsüde söz alan kimi üyeler; programda teorik konuşmalar yerine, ücretli ve işsiz üyelere söz hakkının verilmesi gerektiğini sorunlarının ve fikirlerinin dinlenmesi gerektiğini söylediler ve serbest kürsünün en sona konulmasını, sadece bir saat ile sınırlandırılmasını eleştirdiler. Ayrıca serbest kürsüde asıl mühendislik yapanların ücretli çalışanlar ve küçük büro sahipleri olduğu, TMMOB'nin odağına ücretli çalışan ve işsiz mühendisleri koyması gerektiği ifade edildi. Ayrıca odalardaki sendika tartışmaları ile ilgili sendikalılaşma sonucu odalarda işten çıkarılmalarla birlikte, EMO İstanbul şubenin IBM çalışanlarına verdiği destekten bahsedildi. Asıl doğrunun bu yapılanlardan ilki değil ikincisi olduğu ifade edildi. Ayrıca bir mücadele verilecekse ve bu mücadeleye içtenlikle yaklaşılacaksa dikkat edilmesi gereken noktalar olduğu vurgulandı. Özellikle gücünü üyesinin demokratik katılımından alan örgütlerin ayakta kalacağı ifade edildi. Bunun yanında gün boyunca dile getirilen antiemperyalist, antikapitalist söylemlerle bugün TMMOB içinde tartışılan, uygulanan ve uygulanmaya çalışılan Yetkin, Yetkili, Uzman Mühendislik ve Belgelendirme uygulamalarının tezat oluşturduğu vurgulandı. Kriz ile ilgili TMMOB'nin hiçbir çalışma yapmaması da eleştirilirken, demokratik olduğunu söyleyen odaların örgütlenme çalışması yapan çalışanlarını işten çıkarmasının düşündürücü olduğu belirtildi.

Daha önce Musa Çeçen TMMOB danışma kurulu'na işaret ederek TMMOB içindeki yanlışların doğal seleksiyona uğrayarak ayrılacağını söyledi. Buna ilişkin söz alan bir EMO üyesi asıl doğal seleksiyonun TMMOB yönetim birimlerindeki sermaye yanlısı yöneticilerin elenerek, TMMOB yönetim birimlerine emekten ve halktan yana olan ücretli ve işsiz mühendislerin gelmesiyle gerçekleşeceğini ifade etti.

Bir mühendislik öğrencisi serbest kürsüde söz alarak, yakın zamanda İzmir'de feshedilen EMO-Genç üyesi olduğunu belirtti. EMO-Genç'in feshedilme sebebinin EMO-Genç yaz kampında “Bu bir oda geleneğidir.” diyerek EMO Başkanı'nın son konuşmayı yapmasının, üstüne başka bir söz söylenmeden kampın tamamlanmasının EMO-Genç'e dayatılması ve EMO-Genç'in bu dayatmayı kabul etmemesi sonucu Musa Çeçen'in boş salona konuşmak zorunda kalması olarak belirtti. Kürsüde bunlar ifade edilirken EMO Başkanı'nın müdahale ederek konuşmayı kesmek istemesi salonda tepkilere neden oldu ve Musa Çeçen bunun üzerine konuşma esnasında salonu terk etti.

Serbest kürsüde söz alan bir makine mühendisi, Marmara depreminde ölenlerin katillerinin meslektaşlarımız olduğunu, Yetkin Yetkili, Uzman Mühendislik uygulamalarının kamu yararına ve halk için olduğunu ifade etti. Ayrıca son TMMOB danışma kuruluna da değinen bu kişi TMMOB Başkanı'nın usule ilişkin bile söz vermemesini ayrıca danışma kurulu üyesi olmayan TMMOB üyelerini muhatap almamasını ve de Makina Mühendisleri Odası Başkanı'nın kürsüden ettiği hakaretlere ilişkin doğan cevap hakkını da es geçerek, yönetmeliğe uygun bütün yolları deneyerek söz istemelerine rağmen TMMOB Başkanı tarafından söz verilmeyen, en sonunda salonda sesli olarak söz isteyen TMMOB üyelerini eleştirdi.

Etkinlik TMMOB Yönetim Kurulu adına katılan Kadir Dağhan'ın konuşmasıyla sona erdi.

29 Ekim 2009 Perşembe

21 ODA BAŞKANI NİÇİN YALAN SÖYLÜYOR?

10 Ekim 2009 tarihinde yapılan TMMOB Danışma Kurulu’nda, dergimize hakaret edenlere yanıt verme hakkımızı kullandırtmak ve TMMOB üyelerine eşit koşullarda söz vermek yerine, Mehmet Soğancı tarafından DK toplantısının iptal edilmesiyle ilgili olarak TMMOB bünyesindeki 21 odanın başkanı bir açıklama yaptı.

Bu başkanlar, bir kısmının toplantıya katılmadıkları için tanık bile olmadıkları, odalarından bir kişinin bile katılmadığı (GMİMO, Meteoroloji MO, Petrol MO’dan bir kişi bile DK’ya katılmamıştır) DK’da yaşanan olayları aktarırken: Oda Başkanlarının konuşmasına olağan dışı yöntemler ve şiddetle müdahale edilmiş, salondan kürsüye, divana doğru ve kimi Danışma Kurulu üyelerinin üzerine yürünmüş, Divana ve Danışma Kurulu üyelerine sözlü hakaretlerle saldırılmıştır. Bu tavır karşısında divan, toplantıya ara vermiştir. Aradan sonra Divan tarafından öncelikli olarak Danışma Kurulu üyeleri olmak üzere tüm toplantı katılımcılarına söz ve kürsü hakkının verileceğinin belirtilmesine rağmen aynı çevrenin TMMOB kültürüne yakışmayacak düzeyde saldırgan tutumlarını devam ettirmesi üzerine yaşanabilecek tatsız olayların önüne geçebilmek için toplantı ertelenmiştir” ifadeleri kullanılmıştır.

Eğer bu başkanlar bizim haberimiz olmayan bir başka toplantıdan söz etmiyorlarsa, bu söylediklerinin tümü yalandır. Bu durum göstermektedir ki, TMMOB’de son yıllarda artık olağan politika haline gelmiş baskıcı yönetim anlayışı ve antidemokratik uygulamalar yalana başvurmadan savunulamamaktadır. Bu bir tükeniştir. Bizi asıl yadırgatan, bu başkanların kişi olarak yalan söylemeleri değil; yalan ve iftiradan ibaret bu metni, temsil ettikleri odalar adına imzalayabilmeleridir.

Bu 21 başkan, TMMOB’deki yönetimsel çürümenin farkındadır ve bunu üyelerden gizlemek için sistemin politikacıları gibi yalan söyleme yöntemine başvurmaktadırlar.

DK’da yaşananlar hem TMMOB tarafından hem de dergimiz tarafından kayda alınmıştır. Bu başkanlar yalan söylemiyoruz iddiasında iseler, TMMOB yönetiminden, toplantıda çekilen videoyu web sitesinde yayımlamasını istesinler. Ya da kendi kayıtlarımızı biz yayımlayalım, imzaladıkları metinle yüzleşsinler.

TMMOB’nin devrimci demokrat duruşuna ve birlikte mücadele kültürüne sahip çıkıyoruz diyerek, bu birlikte duruşu birlikte yalan söyleme düzeyine alçaltan bu 21 başkanı kınıyoruz.

TMMOB Ücretli İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları İzmir Yerel Kurultayı Gerçekleştirildi

TMMOB Ücretli İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları İzmir Yerel Kurultayı 17 Ekim 2009 tarihinde, Makine Mühendisleri Odası Kongre ve Sergi Merkezi'nde gerçekleştirildi. Etkinlik, Hasan Balıkçı anısına hazırlanan video gösteriminin izlenmesiyle başladı. Daha sonra TMMOB İzmir İKK sekreteri Ferdan Çiftçi açılış konuşmasını yaptı. Konuşmasında mühendislerin sorunlarının halkın genel sorunundan ayrı tutulamayacağını belirten Ferdan Çiftçi mühendislerin %82.4'ünün yoksulluk sınırı altında yaşadığını ve 2004 sonrası mezunların %24.58'inin işsiz olduğunu söyledi. Ferdan Çiftçi'den sonra sözü TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Dağhan aldı. Konuşmasında Kurultayın örgüt içinde dalgalanma yarattığına değinen Dağhan EMO'ya teşekkür etti. Kurultayın; açlığın, sömürünün neden olduğu politik alanın belirlenmesi, birimlerde hayata geçirilmesi ve halkımız için yaptığımızı vurgulayan Dağhan, halkımızın buna hazır olup olmadığını sorgulamamız gerektiğini söyleyerek yaşanan açlık, yoksulluk gibi durumların sorumlusunun halk olduğunu ve bu yaşananların sebebinin vahşi kapitalizm olduğunu sürekli dillendirmenin, sürekli şikayet etmenin çözüme ulaşmayı sağlamayacağını, ortak bilince ulaşmanın gerekliliğini, güçlü olmak için örgütlü olmamız gerektiğini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen'in yürütücülüğünde Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse ve Yrd. Doç. Dr. Serdal Bahçe'nin konuşmacı olarak katıldığı bir panel düzenlendi. İlk Sözü Musa Çeçen aldı. Devlet Denetleme Kurulu'nun meslek örgütleri hakkında hazırladığı rapora değinen Çeçen, bu raporun TMMOB'den önce Anka Haber Ajansı'na ulaşmasını eleştirdi ve bu raporun “politik rahatsızlığa” sebep olan kuruluşları denetim altına almak için yapılanlardan biri olduğunu belirtti. Daha sonra Ahmet Haşim Köse sunumunu yaptı. Köse'nin sunumunda gerçekliğin aslında bilindiğine fakat yorumlanamadığına dikkat çekti. Walter Benjamin'in “Gerçekliğin aşırı bilinci bazen gerçekliğin mutlaklaşmasıdır.” sözünü alıntılayarak yoksulluk, işsizlik gibi gerçekliklerin normalleştirildiğine dikkat çekti. Mesleklerden önce toplumsal sınıfların geldiğini söyleyen Köse, 90'lardan itibaren küresel değersizleşmenin ortaya çıktığını söyledi. Kapitalizmde de yoksulluğun sonuç olduğunu söyledi. Ayrıca Ahmet Haşim Köse TMMOB'nin eskiden de, günümüzde de demokratik mücadele açısından önemli olduğunu vurguladı. Daha sonra söz alan Serdal Bahçe, Türkiye Hane halkı işgücü araştırması sonuçlarını sunup, değerlendirdi. Bu çalışmanın önemli bir sonucu olarak nitelikli işgücünün değersizleştiğini vurguladı.

Panelin soru yanıt kısmında söz alan bir makine mühendisi EMO başkanı Musa Çeçen'in de bulunması vesilesiyle kendisi ve bir arkadaşının MMO'dan demokratik olmayan bir şekilde işten çıkarıldığını, EMO İzmir şubesinde de sendikalaştığı için bir mühendisin işten çıkarıldığını söyledikten sonra Ahmet Haşim Köse'ye bu bağlamda TMMOB'yi nasıl değerlendirdiğini, eski ve yeni TMMOB'nin hala aynı olduğunu düşünüp düşünmediğini sordu. Ahmet Haşim Köse, bu soruya doyurucu bir yanıt veremedi. TMMOB eskiden nasılsa şimdi de öyledir vurgusunda bulundu.

Verilen yemek arasının ardından “TMMOB ve Üyeleri İçin Ücret Politikaları” başlığı altında TMMOB İzmir İKK Kriz Çalışma Grubu hazırladığı sunumu yaptı. Konuyu “mevcut durum”, “Odaların Uygulamaları”, “Yapılabilecekler ve Öneriler” şeklinde üç ana başlık altında toplayan Kriz Çalışma Grubu ilk başlık altında ÇMO, EMO, İMO ve MMO'da yapılan anket sonuçlarından oluşturulan istatistikleri sundular. Son beş yılda mezun olmuş kişilerle yapılan anket sonucunda ortaya çıkan istatistiklerde çarpıcı olan İzmir'de işsiz mühendis oranının %25 olmasıydı. Odaların mühendisler için belirlediği asgari ücretlere ve iş yasalarına da değinen Kriz Çalışma Grubu daha sonra hazırladıkları önerileri sundular. Önerilerde dikkat çeken özellikle serbest çalışan veya şantiye mühendislerinin belgelerle denetlenmesinin, belgelerde en az ücret ibaresinin yer almasının gerekliliğinin belirtilmesiydi. Türkiye için genel bir TMMOB politikası oluşturulması, iç/yasal düzenlemelerin yapılması, denetim hakkına sahip kurumlarla işbirliği yapılması, odalara konu hakkında sorumluluk verilmesi, üye sicilleri tutan oda birimlerinin kurulması, kamu kurumlarında çalışan sözleşmeli çalışanlar için asgari ücret belirlenmesi önerileri sunuldu.

Kriz Çalışma Grubu'nun sunumu sonrasında “Etkin Örgütlülük Araçları ve Sendikalaşma” oturumunda konuşmacı olarak ilk söz alan kişi TMMOB 36-37. dönem Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Güvenç oldu. Konuşmasına Hasan Balıkçı'yı anarak başlayan Güvenç, Hasan Balıkçı'nın kamu yararı gözeten, devrimci ve sosyalist bir mühendis olduğunun altını çizdi. Ayrıca mühendislerin sendikalaşma sürecine de değinen Güvenç, işsizleşme, mesleksizleşme, kimliksizleşme gibi koşulları kırmanın yolunun işçi sınıfının örgütlülüğünü kurmaktan geçtiğini belirtti.

Kaya Güvenç'ten sonra söz alan Sendika Uzmanı Alpaslan Savaş ise emekçilerin birliğini önüne koymayan hiçbir örgütün başarılı olamayacağını belirtti. Ayrıca 1980'e kadar fordist yapılanma içinde olan işyerlerindeki mavi yakalı çalışan sayısının beyaz yakalı çalışan sayısından fazla olduğunu belirten Savaş, günümüzde tablonun farklı olduğunu, bir işletmede beyaz yakalıların sayısının mavi yakalıları geçmekte olduğunu ifade etti.

Son olarak serbest kürsüde söz alan kimi üyeler; programda teorik konuşmalar yerine, ücretli ve işsiz üyelere söz hakkının verilmesi gerektiğini sorunlarının ve fikirlerinin dinlenmesi gerektiğini söylediler ve serbest kürsünün en sona konulmasını, sadece bir saat ile sınırlandırılmasını eleştirdiler. Ayrıca serbest kürsüde asıl mühendislik yapanların ücretli çalışanlar ve küçük büro sahipleri olduğu, TMMOB'nin odağına ücretli çalışan ve işsiz mühendisleri koyması gerektiği ifade edildi. Ayrıca odalardaki sendika tartışmaları ile ilgili sendikalılaşma sonucu odalarda işten çıkarılmalarla birlikte, EMO İstanbul şubenin IBM çalışanlarına verdiği destekten bahsedildi. Asıl doğrunun bu yapılanlardan ilki değil ikincisi olduğu ifade edildi. Ayrıca bir mücadele verilecekse ve bu mücadeleye içtenlikle yaklaşılacaksa dikkat edilmesi gereken noktalar olduğu vurgulandı. Özellikle gücünü üyesinin demokratik katılımından alan örgütlerin ayakta kalacağı ifade edildi. Bunun yanında gün boyunca dile getirilen antiemperyalist, antikapitalist söylemlerle bugün TMMOB içinde tartışılan, uygulanan ve uygulanmaya çalışılan Yetkin, Yetkili, Uzman Mühendislik ve Belgelendirme uygulamalarının tezat oluşturduğu vurgulandı. Kriz ile ilgili TMMOB'nin hiçbir çalışma yapmaması da eleştirilirken, demokratik olduğunu söyleyen odaların örgütlenme çalışması yapan çalışanlarını işten çıkarmasının düşündürücü olduğu belirtildi.

Daha önce Musa Çeçen TMMOB danışma kurulu'na işaret ederek TMMOB içindeki yanlışların doğal seleksiyona uğrayarak ayrılacağını söyledi. Buna ilişkin söz alan bir EMO üyesi asıl doğal seleksiyonun TMMOB yönetim birimlerindeki sermaye yanlısı yöneticilerin elenerek, TMMOB yönetim birimlerine emekten ve halktan yana olan ücretli ve işsiz mühendislerin gelmesiyle gerçekleşeceğini ifade etti.

Bir mühendislik öğrencisi serbest kürsüde söz alarak, yakın zamanda İzmir'de feshedilen EMO-Genç üyesi olduğunu belirtti. EMO-Genç'in feshedilme sebebinin EMO-Genç yaz kampında “Bu bir oda geleneğidir.” diyerek EMO Başkanı'nın son konuşmayı yapmasının, üstüne başka bir söz söylenmeden kampın tamamlanmasının EMO-Genç'e dayatılması ve EMO-Genç'in bu dayatmayı kabul etmemesi sonucu Musa Çeçen'in boş salona konuşmak zorunda kalması olarak belirtti. Kürsüde bunlar ifade edilirken EMO Başkanı'nın müdahale ederek konuşmayı kesmek istemesi salonda tepkilere neden oldu ve Musa Çeçen bunun üzerine konuşma esnasında salonu terk etti.

Serbest kürsüde söz alan bir makine mühendisi, Marmara depreminde ölenlerin katillerinin meslektaşlarımız olduğunu, Yetkin Yetkili, Uzman Mühendislik uygulamalarının kamu yararına ve halk için olduğunu ifade etti. Ayrıca son TMMOB danışma kuruluna da değinen bu kişi TMMOB Başkanı'nın usule ilişkin bile söz vermemesini ayrıca danışma kurulu üyesi olmayan TMMOB üyelerini muhatap almamasını ve de Makina Mühendisleri Odası Başkanı'nın kürsüden ettiği hakaretlere ilişkin doğan cevap hakkını da es geçerek, yönetmeliğe uygun bütün yolları deneyerek söz istemelerine rağmen TMMOB Başkanı tarafından söz verilmeyen, en sonunda salonda sesli olarak söz isteyen TMMOB üyelerini eleştirdi.

Etkinlik TMMOB Yönetim Kurulu adına katılan Kadir Dağhan'ın konuşmasıyla sona erdi.