25 Kasım 2009 Çarşamba

İMO İstanbul Şubesi Küçük Kurulu'na Katıldık

İMO İstanbul Şubesi Küçük Kurulu, 17 Kasım Salı günü saat 19.00’da Şube toplantı salonunda gerçekleştirildi. Şube YK Başkanı Cemal Gökçe’nin divan başkanlığını yaptığı İMO YK Başkanı Serdar Harp’ında bulunduğu Küçük Kurul’a yaklaşık 45 kişi katıldı. Şube yönetiminin geçmiş 2 yıllık süreçte yapmış olduğu çalışmaların sunumu ile başlayan Kurul, üyelerinin değerlendirilmesi ile devam etti.

Yönetim yandaşlarının şube faaliyetlerine yönelik hiçbir nesnelliğe dayanmayan övgülerinin ardından Demokrat İnşaat Mühendisleri üyeleri şube çalışmalarına ilişkin eleştirilerini sıraladılar.

200 sayfayı aşan çalışma raporunun içeriğinin boş olduğu; düzenlenen kurslar, seminerler, göstermelik basın açıklamaları ve açılan davalardan oluştuğu; bu kurs ve katılım sayısının başarı addedilerek göz boyanmaya çalışıldığı; nesnel elle tutulur hiçbir çalışmanın yapılmadığı gibi eleştiriler Demokrat İnşaatçılar tarafından yönetime iletildi. Bu konuşmalarda ayrıca, İMO’nun sistemin bürokratik bir kurumuna dönüştürüldüğü, tüm alanlarda olduğu gibi genel kurullarda bile yönetimin hiyerarşik bir sıra ile sınırsız söz hakkı kullanıp üyelerine çok kısıtlı söz hakkı tanıdığı, üyelerin çalışma hayatında karşılaştığı problemler ve çözümü için hemen hiç çalışma yapılmadığı, tersine üyenin önüne yetkin mühendislik gibi yönetmelik ve uygulamalarla yeni engeller çıkarıldığı, örgüt içi demokrasiyi hayata geçirmek yerine statükolarını pekiştirmek için çalışıldığı ifade edildi. Yönetimin üyelerin taleplerini daha net algılayabilmesi için 14-15 Kasım tarihlerinde düzenlenen Ücretli ve İşsiz Mühendisler Kurultayı’ndaki karar önergelerinin incelenmesinin bile yeterli olabileceği de vurgulandı.

Şube YK Başkanı eleştirileri “kendi yönetiminin hiçbir antidemokratik uygulaması olmadığı” şeklinde yanıtlayınca demokratlara şube salonlarında toplantı yeri verilmediği kendisine hatırlatıldı. Bu yanıta karşı kendi demokrasi anlayışını ortaya koyar şekilde; “İMO’da Çağdaş Mühendislerin yönetimi olduğu, kendilerinin dışında hiç kimseye yer vermeyecekleri” söylemi ile bulunulan antidemokratik konum bir kez daha doğrulanmıştır.

Toplantı süresince yapılan haklı eleştirileri hazmetmekte güçlük çeken mevcut yönetim yanlıları Demokrat İnşaat Mühendisleri’nin eleştirilerine karşı kimi zaman hırçınlaşmış, kimi zaman bu hırçınlığı tehditlere kadar vardırabilmiş, provokasyon yaratmaya çalışmıştır. Yaratılmak istenen provokasyonlara gelmeyen Demokratlar sükûnetlerini korumasını bilmişlerdir.

Küçük Kurul’daki çay arasında İMO YK Başkanı’nın İMO Ankara Şube Küçük Kurulu’nda özel güvenlik tutarak devrimci demokratları toplantı salonuna almamaya çalışması ile ilgili “daha da kötüsünü de yapabileceklerini” ifade etmesi ise dikkat çekmiştir.

İMO İstanbul Şube Küçük Kurulu’nda dikkat çeken bir başka nokta ise Şube YK Başkanı için tribün tezahüratları yapılmasıdır. Bu durum odalardaki seviyesizliği, çıkar ilişkilerinin vardığı noktayı göstermesi açısından ibret vericidir.

Sonuç olarak son dönemlerde gerek Ankara’da yaşanan olaylar, açılan soruşturmalar gerekse de oda yönetiminde bulundukları süre boyunca odamızı sürüklemiş oldukları çizgi göstermektedir ki etkin yönetim anlayışları kendi düşüncelerini dayatmak için cebir dahil birçok yönteme başvurmaktadır. İMO’yu mekanik bir mesleki çizgiye sürükleyen; demokrasiyi iki yılda bir yapılan seçimlere indirgeyen; birlikte düşünme, birlikte üretme ve birlikte yönetme mekanizması yerine dar grupçu, hizipçi anlayışı egemen kılan; gücünü üyeleri yerine açmış olduğu ücretli kurslara ve odanın tüzel kişiliğine dayandıran; halkın içinde bulunduğu sıkıntılı durumlarda çözüm üretmek ve sürece müdahale etmek yerine göstermelik birkaç basın açıklaması ve dava ile yetinen; AB, ABD, IMF, Dünya Bankası gibi emperyalist odakların hem meslek alanlarımıza hem de ülkemize yönelik dayatmalarına karşı durmak yerine onların GATT - GATS gibi sömürü anlaşmalarının sonucu olan yetkin mühendislik uygulamalarını savunan etkin yönetim anlayışlarının savrulduğu çizginin TMMOB’nin temel ilke ve çalışma anlayışını inkarı noktasına geldiği acı bir gerçektir.

Etkin yönetim anlayışının Ankara ve İstanbul'da düzenlenen Küçük Kurullardaki tavırları, acizliklerini ve güçsüzlüklerini gözler önüne sermiştir.

Her seçim dönemi yaklaşırken geliştirilen “sağcılar yönetimi alabilir” söylentisinin tekrar başlamış olduğu görülmektedir. Amaç oda üyelerinin bu konudaki hassasiyetlerini sömürmektir. Yapılmak istenen, ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Üyelerine sunduğu ve sunacağı bir şeyi olmayan yönetimlerin bu kadar aciz politikalar üretmeleri normaldir. TMMOB ve İMO’da demokrasi savunanların mücadelesi ve kararlılığı neticesinde, yıkılmaz gibi görünen kalelerin kumdan olduğunun anlaşılması uzun sürmeyecektir. Odaların asli unsuru devrimci, demokrat üyelerdir. Odalar er yada geç ücretli ve işsiz, genç, devrimci, demokrat üyelerin olacaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen

Derginin kapağı

Ücretli ve İşsiz Mühendisler kurultayının güzel sürprizlerinden biri de yayın hayatına başlayan ve ilk sayısı kurultayda dağıtılan "Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen" dergisi oldu. Artı İvme Dergisi olarak Toplumcu Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının dergisine hoşgeldin diyor, yayın hayatında ve mücadelelerinde başarılar diliyoruz.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kadın Mühendislerin Sorunları ve TMMOB

TMMOB Kadın Mühendis, Mimar, Şehir Plancı Kurultayı Afişi


KADIN MÜHENDİSLERİN SORUNLARI VE TMMOB [*]

Kısaca kapitalizmin kadın emeği sömürüsü

Kadınların iş yaşamına kitlesel olarak girmeleri, sanayi devrimiyle birlikte, fabrikalarda ucuz işgücüne duyulan ihtiyacı karşılamak üzere olmuştur. Seri üretim mantığının eğitim gerektirmeyen, işlevi parça söküp takmaya indirgenen, üretim hattının bir parçası olan vasıfsız işçi tipini beraberinde getirmesi ve kapitalistlerin kendi aralarında ve dünya pazarındaki rekabetleri nedeniyle emek maliyetlerini olabildiğince düşürmeye çalışması bu durumun nedenlerini oluşturmuştur.

O günden bugüne dünyanın her yerinde, kadınlar erkeklerden daha düşük ücretler karşılığında ve sosyal haklardan daha yoksun biçimde çalışmaktadır. Düşük ücret ve güvencesiz çalışmanın kadınlara dayatılmasının altında, kadın emeğinin “ikincil” emek olarak görülmesi vardır. Bir evin geçimini sağlayanın erkek olduğunu düşünen, kadın emeğini küçümseyen, değersiz gören bu yaklaşım nedeniyle her zaman işten ilk çıkarılanlar kadınlar olmaktadır.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplam işgücünün yaklaşık % 30’unu kadınlar oluşturur. Kadının işgücüne katılım oranı kentlerde % 15’lerde iken kırsal kesimde bu oran yaklaşık % 40’tır. Kayıt dışı çalışan kadın oranı Türkiye’de çok yüksektir. Yıllardır “eşit işe eşit ücret” talebiyle mücadele eden kadınlar, 2001 yılı SSK verilerine göre, aynı iş için erkekten ortalama %12 daha az ücret almaktadır (Kaynak: Kapitalist Küreselleşmenin Kadın Emeğine Etkileri, KESK Kadın Kurultayı Atölye Çalışması, 1 Kasım 2004).

Malların, hizmetlerin ve her tür sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşmasının altyapısını düzenlemekte olan kapitalist-emperyalist sistem, çalışma yaşamını da bu serbestleşmenin gereklerine göre yeniden biçimlendirmektedir. Üretimin merkezsizleştirilmesi, yani azalan kâr oranlarının yükseltilmesi için üretimin emeğin ucuz, bol ve örgütsüz olduğu yerlere kaydırılması ve kısmi süreli çalışma, taşeron hizmet üretimi, ev eksenli çalışma, çağrıya göre çalışma gibi esnek çalışma biçimleri geliştirilmesi bu çabanın adımlarıdır. Emek-yoğun sektörlerde kadınlar daha çok istihdam edildiğinden, merkezsizleşen üretim yoğun kadın emeği sömürüsünü beraberinde getirmiştir. Hem ücret kaybına hem de ücretli doğum izni vb. hakların kaybına yol açan esnek çalışma da aynı şekilde kadını vurmuştur. Özgürlükmüş gibi gösterilen esnek çalışma yöntemi, parça başı iş gibi ev eksenli çalışmanın özendirilmesi, “kadının yeri evidir” biçimindeki ataerkil geleneklerle de beslenerek kadın emeği sömürüsünün artarak sürmesinin aracı olmuştur.

Toplumun gözünde genel olarak en yüksek vasıflar olarak kabul edilen analık ve doğurganlık, çalışma yaşamında kadın için en büyük engellerden biri olmuştur. İş görüşmelerinde kadınlar özel yaşamlarının en ayrıntılı noktalarına varıncaya dek terbiyesizce sorgulanmakta, işe alımda tercihler evlilik, doğurma olasılığı sınıflandırmalarına göre yapılmakta, kimi işyerleri kadından belli bir süre doğum yapmayacağına dair taahhüt almaya varan uygulamalara başvurmaktadır.

Kadın mühendislerin sorunları


Çalışma yaşamının cinsiyetçi bir şekillenişi olduğu hem meslek alanlarına göre kadın-erkek dağılımına hem de meslek içi kademelerde kadın erkek dağılımına bakılarak anlaşılabilir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2007 Ekim verilerine göre, yönetim ve kanuni karar vericilerin %10’u, profesyonel mesleklerin %36’sı, yardımcı profesyonel mesleklerinin %30’u, büro işleri ve müşteri hizmetlerinin %43’ü, tarım işçilerinin %36’sı, tesisat ve makine işlerinin %11’i ve nitelik gerektirmeyen işlerin %27'sini kadınlar oluşturmaktadır. Yönetim kademelerinde ise kadınların oranı yalnızca %1’dir.

Mühendislik de bu cinsiyetçi çalışma dünyasında erkek işi olarak nitelenen mesleklerdendir. Öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik gibi meslek dalları kadınlara yakıştırılırken, mühendislik erkeklere uygun bir alan olarak dayatılmaktadır. TMMOB verilerine göre kadın mühendislerin erkek mühendislere oranı 1/6’dır. Erkek meslektaşlarıyla aynı eğitimi almış, aynı staj deneyimlerini geçirmiş olan mühendis kadınlar, mesleklerini icra ederken erkek meslektaşlarına uygulanmayan bir profesyonellik sorgulamasına maruz kalmakta, kadın olmaktan gelen kimi niteliklerin “objektif, mantıklı, inisiyatif almaya ve iş yürütmeye uygun” olmadığı önyargılarıyla cinsiyet ayrımcılığına uğramakta ve kendilerine uygun görülen alanlarda çalışmaya yönlendirilmektedir.

Kadının mühendislerin meslek yaşamlarında karşılaştıkları bu ayrımcılık, işe alımlarda ve çalışma ortamında olmak üzere iki başlık altında toplanabilir.

Kadın mühendislerin işe girerken karşılaştığı problemler

Kadın mühendislere yönelik ayrımcılık daha iş ilanlarından başlamaktadır. Kadını meta olarak gören anlayış nedeniyle kadın mühendisin pazarlama, satış gibi alanlarda çalışması uygun görülmekte ve üretim dallarında çalışması kısıtlanmaktadır. MMO’ da 400 kadınla yapılan bir anket, kadınların şantiye ve üretimden uzak, proje, tasarım ve satış bölümlerinde çalıştıklarını göstermiştir. Kadınların şantiyelerde çalışamayacağına yönelik ifadeler İnşaat Mühendisleri Odası’nın düzenlediği bir etkinlikte de dile getirilmiş, bununla da kalınmayarak etkinlik kitabına bile alınmıştır. Kadın Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancılar, Fen Bilimciler ve Teknik Elemanlar Grubu’nun gösterdiği tepki sonucu Oda yönetimi, kitabın basımını durdurmuş ve kitabı toplatma kararı almıştır.

Özel sektörün her alanında, cinsiyet ayrımcılığı içeren iş ilanlarına rastlamak sıradanlaşmışken, Birleşmiş Milletler' e göre 1979’da kabul edilen “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ne (CEDAW) 1985 yılından bu yana taraf olan ülkemizin kamu sektöründe de durum çok farklı değildir. Örneğin Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne alınacak kadrolarda ilgili olarak, çalışma koşullarındaki arazi zorlukları gerekçe gösterilerek cinsiyetçi bir ayrım yapılmış, 75 jeoloji mühendisliği kadrosu için erkek olma şartına karşılık 5 jeoloji mühendisi kadrosu kadın mühendislere uygun görülmüştür. Bu ayrımcılık anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, yine anayasada herkese tanınan çalışma hakkının kısıtlanmasının da bir örneğidir. TMMOB'nin “cinsiyeti erkek olmak” ibaresi içeren düzenlemenin iptali için açtığı dava kazanılmıştır. Benzer şekilde, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı da işe alımlarında 32 meslek grubunun 23’ü için erkek olma koşulu aramış, TMMOB’nin açtığı davadan yine yürütmeyi durdurma kararı çıkmıştır.

Kadın mühendislerin çalışma ortamında karşılaştığı problemler


Kadın mühendisler çalışma yaşamında mesleki eğitim fırsatlarından daha az yararlanmaktadır. Erkek mühendisler eğitim fırsatlarından daha fazla yararlandırılmakta, bu durum erkek mühendise avantaj olarak geri dönmekte, kariyerinde daha hızlı yükselme olanağı sağlamaktadır.

İşyerlerinde özellikle kadınların daha fazla maruz kaldığı yıldırmalardan (cinsel taciz, mobbing) kadın mühendisler de payını almaktadır. Kadın mühendis, neden mühendislik mesleğini seçtiğiyle ilgili sorgulamalardan tutun, fiziksel işleri beceremeyeceği iddiası ve sekreter olarak görülme önyargılarıyla her an mücadele etmek zorundadır. Bu önyargıyı silebilmek için her seferinde kendini ispatlamak zorunda bırakılan kadın mühendis, kendini kabul ettirebilmek için erkek meslektaşlarından iki kat fazla çalışmak zorunda kalmaktadır.

Kadın mühendisler ve TMMOB

Çalışma yaşamının böylesine ayrımcı ve adaletsiz şekillendiği bir toplumsal yapıda kadın mühendis, tüm bu ayrımcı, antidemokratik uygulamalara karşı durabilmek için üyelerinin haklarını savunan bir demokratik kitle örgütlenmesi içinde olmalıdır. Ülkemizde bu görev doğal olarak TMMOB’ye düşmektedir.
TMMOB’nin 2006 yıl sonu itibariyle üye profilini veren araştırma, kimi odaların verilerinde eksikler olmasına karşın, toplam üye sayısı içinde kadın üyelerin oranının en az % 15 ile % 20 arasında olduğu sonucunu kabaca göstermektedir. Dergimizin TMMOB Örgütlülüğü ve Mücadele Anlayışı başlıklı yazısında grafik olarak da sunulduğu gibi, kadınların 47 şubede yönetimlerde temsiliyeti ise ancak % 7 oranındadır. Bu durum genel çalışma yaşamında var olan, kadının yönetim kademelerinde temsiliyeti sorununun TMMOB’de de sürdüğünü göstermektedir.

TMMOB’ye bağlı odaların seçimlerinde yönetime aday listelerin sunduğu çalışma programlarının çoğunda kadın mühendislerle ilgili bölümlerin son derece yüzeysel olduğu, somut bir program ortaya koymadığı genel bir saptamadır.

Kadın mühendislerin bireysel çabalarla TMMOB içinde kadın konusunda duyarlılığın artması yönünde çabaları olmaktadır. Bunlardan biri CEDAW uyarınca TMMOB’de bir cinsiyet ayrımcılığını takip sekretaryası kurma talebidir. Bu talep ilk olarak 2004’te yönetime sunulmuştur. Yine 14 Haziran 2006 tarihinde Beyhan Tayat (Endüstri Müh.), Özdeş Bodur (Gıda Müh.) ve Ayşen Hadimioğlu (Jeoloji Müh.) imzasıyla TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı’ya sunulan dilekçede iş yaşamındaki ayrımcılığın önlenmesine yönelik talepler şöyle sıralanmıştır:

- Odaların cinsiyet belirten iş ilanlarını yayımlamaması ve üyelerine iletmemesi kararının alınması ve TMMOB’ye bağlı odalar bünyesinde denetim yapılması
- TMMOB’nin özel sektör tarafından verilen ilanların yasal takipçisi olması
- TMMOB’nin TCK 122. maddeye dayalı iş yaşamında ayrımcılık üzerine dava açması
- Cinsiyet ayrımcılığını takip sekretaryası kurulması
- TMMOB bünyesinde odalarda kadın komisyonu kurulmasının özendirilmesi
- TMMOB’nin kadın çalışmalarında gerekli olan fiziki altyapıyı imkanları ölçüsünde sunması
- TMMOB bültenlerinde düzenli kadın sayfalarının bulunması ve bu sayfalar üzerinden iş yaşamında kadınların karşılaştığı sorunlara karşı bilinç oluşturulması
- TMMOB’nin oda yönetimlerinde kadın sayısının arttırması ve bunun sağlanması için belirli bir kadın yönetici kotası uygulamasına gitmesi
- TMMOB bünyesinde bir ‘Etik Kurul’ kurulması ve bu kurulun, ev içi ve dışı şiddet uygulayanlara yaptırım uygulaması
- TMMOB’nin her yıl düzenli olarak yapılan anket sistemiyle cinsiyet temelli istatistik oluşturması ve kadın üyelerin eskiye dayalı borçlandırılması olmaksızın üye kayıtlarının yapılması
- TMMOB’nin cinsiyet ayrımcılığına dayalı ücret eşitsizliği ile ilgili özel sektörü denetleyen bir mekanizma geliştirmesi
- TMMOB’nin kadın mühendislere yönelik bilgilendirme ve eğitim toplantıları düzenlemesi

Bu dilekçede dile getirilen talepler sümenaltı edilmiş durmaktadır.

22-23 Eylül 2007 tarihinde düzenlenen TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu, TMMOB’nin kadın mühendislerin sorunlarına yaklaşımının pek güven ve ümit verici olmadığının göstergelerinden bir başkası olmuştur. TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı’nın açılış konuşmasında kadın meslektaşların sorunlarına özel bir vurgu yapılacağını söylediği sempozyum, bildiri sunmak isteyen kadın mühendislerinin bildirilerinin kabul edilmediği bir sempozyumdur. Anlaşılan sempozyum düzenleme kurulu “Kadın mühendislerin sorunlarına vurgu yapmak icabediyorsa, onu da erkek yöneticilerimiz yapar” demiştir. Sonra söz konusu sempozyumun sonuç bildirgesinde “Sempozyumda kadın meslektaşlarımızın genel sorunları yanında cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan sorunlarına da özel bir vurgu yapılmıştır” yazılmıştır. Bu durum TMMOB’nin başka etkinliklerinde de karşılaşılan, yöneticilerin açılış konuşmalarıyla sonuç bildirgeleri arasındaki esrarengiz aynılığın örneklerinden biridir. Demek TMMOB etkinliklerinde söz alan insanların yöneticilerden farklı bir görüşleri olmamaktadır ya da bir etkinliğin sonuç bildirgesinde o etkinlikte yaşananlara yer vermeye gerek duyulmamaktadır. Söz konusu sempozyumun sonuç bildirgesinde kadın mühendislerin bu yazı kapsamında anlatılan sorunlarına da değinilmiştir. Yer verilen saptamalar elbette doğrudur ve olumludur, ancak uygulamayla söylem arasındaki uçurum TMMOB’nin kadın üyelerine sorunlarını özgürce tartışma ve çözüm üretme olanağı sağlayacağı konusunda iyimser olmaya izin vermemektedir. Bu anlayışla varılabilecek tek sonuç, sümenaltı edilerek raflarda tozlanmaya bırakılan talep dilekçelerinin giderek çoğalması, bir sonraki 8 Mart’ta yöneticilerimizin kadın sorununa “özel bir vurgu yapan” bir açıklama daha yayımlaması ama sorunlarımızın hiç iyileşmeden aynı kalması olacaktır.

Kadın mühendislerin kendi sorunlarına kendileri çözüm aramak üzere oda kadın komisyonlarında bir araya gelerek çalışmaları, TMMOB ve bağlı odalar yönetimlerinin örgütte iyice yükselmeye başlayan kadın üyelerin seslerine daha fazla sağır kalmamalarını sağlayacaktır.

[*] Bu yazı, 2008 yılında yayınlamış olan ''TMMOB'' sayımızdan alınmıştır.

Kaynakça

1. www.sendika.org - (TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu'na sunulan yazı) - Kadın mühendislerin sorunları 10 Ekim 2007
2. www.tmmob.org.tr - KADIN MÜHENDİSLER, MİMARLAR, ŞEHİR PLANCILARI PLATFORMU TMMOB'Yİ ZİYARET ETTİ Haz 14, 2006
3. http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2006/Mayis/07/Haber (Hürriyet IK Yayın Tarihi 7 Mayıs 2006 Pazar)
4. “Vay Be! Kadına Bak; Mühendis…” Fatma Bentli-Elektrik Elektronik Mühendisi
fatma.bentli@emo.org.tr, elektrik mühendisliği, 430. sayı, nisan 2007 121

Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı Gerçekleştirildi

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı 14-15 Kasım Cumartesi- Pazar günleri İTÜ Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi'nde 800'ü aşkın kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Kurultay, ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamını belirleyen yasalar, çalışma koşulları, çalışma yaşamında karşılaşılan diğer sorunlar ve çözüm önerileri ve örgütlenme başlıklı dört oturumdan oluştu.

Kurultayın açılış bölümü tartışmalara sahne oldu

Kurultayın açılışında, sırasıyla; Düzenleme Kurulu Başkanı ve EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, TTB Merkez Konseyi Başkanı Gençay Gürsoy, KESK Genel Başkanı Sami Evren, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı konuştu. EMO YK Başkanı ve TMMOB YK Başkanları’nın yaptıkları konuşma hiçbir açılış konuşmasında görülmemiş nitelikteydi.

Örneğin EMO YK Başkanı Musa Çeçen sanki TMMOB’deki katılım sorunu yalnızca bu kurultayla ilgiliymiş gibi –ki bu kurultayın katılımı da göreceli olarak gayet yüksek gerçekleşmiştir- güzel söylemlerin yaşam bulmadığından bahsederek "TMMOB bir çağrı yaptığında 350 bin üyesinden 100 binini toplayabiliyor mu?” diye sordu.

Öte yandan Mehmet Soğancı ise “Ayrıca buraya getirilen ve Yürütme Kurulunca hazırlandığı ifade edilen karar önerilerinin bazılarına baktığımızda TMMOB‘nin iç dinamikleri ve odaları ile oluşturduğu dilin gerisine düştüğü, TMMOB‘nin bugüne kadar yarattığı değerlerin gerisinde olduğu gözlenmektedir. 2007 yılında TMMOB ortamında yine İstanbul‘da Makina Mühendisleri Odamızın sekreteryalığında gerçekleştirdiğimiz TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu‘nun sonuç bildirisinden daha geride olan karar önerileri maalesef Kurultay katılımcılarının önüne getirilmiştir. Bunlar yanlıştır. Buradaki karar önerilerinin gerekçelerinin olmaması da başlı başına bir handikaptır. Ben burada size 2007 yılında düzenlediğimiz sempozyumunda söylenenleri aktarmak durumundayım. Bu kurultayda bu sonuç bildirisinden daha geride bir dili olan karar önerileri oylanamaz, oylanmamalıdır, kabul edilmemelidir." diyerek açıkça kurultayı sabote etmeye çalıştı.

2007 yılında bildirilerin sansürlendiği, üyeye söz hakkı tanınmadığı, soruların bile yazılı olarak alınıp bir sansürden geçirildikten sonra sorulduğu Mühendislik İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu’nun sonuç bildirgesini okuyarak "TMMOB‘nin dili budur ve bu Kurultayda hiçbir karar TMMOB‘nin dilini daha geriye düşürecek bir dil olamaz." diyen Soğancı kurultaya yerellerden gelen kadın mühendis ve mimarların sorunlarıyla ilgili, TMMOB bünyesinde çalışan teknik görevlilerin sendikalaşması ile ilgili ve yetkin mühendislik ve belgelendirme ile ilgili karar önergelerinde eğilim oluşturmaya çalıştı.

Soğancı’nın konuşmasının ardından usule ilişkin söz alan 15 üyenin büyük bir çoğunluğu Soğancı’yı eleştirirken, “kurultayın karar alma organı olduğu, bu gibi konuşmalarla kurultayın baskı altına alınmaya çalışıldığı” vurgulandı. Katılımcılar tarafından büyük alkış alan bu konuşmalar üyenin kendi kurultayına sahip çıktığının da kanıtıydı.

Birinci gün, ücretli mühendis, mimar ve plancıların çalışma yaşamını belirleyen yasalar, çalışma koşulları, özlük hakları, kapitalizmin dünyadaki krizi ve özlük haklarına etkisi, mühendis-mimarlarda işsizlik, özelleştirmenin mühendis-mimarlara etkisi başlıklarında 20’yi aşkın önerge tartışıldı. Önergelerle ilgili birçok üyenin söz alması ve görüşlerini belirtmesi, özellikle son yıllarda genel kurullarda, danışma kurullarında, küçük kurullarda söz hakkı kısıtlanan üyeler açısından tam bir demokrasi şöleniydi.

Verilen “dilekçe” tepki topladı

İkinci gün toplantının başında kurultay divanına verilen “dilekçe” yine tartışmalara yol açtı. İlk günkü TMMOB YK Başkanı’nın konuşması paralelinde yazılmış 74 isimin altına yazıldığı bu “dilekçe”de özetle “kurultaydaki birçok kararın 2/3’lük karar yeter sayısına ulaşmadan alındığı, öğrencilere delege kartı dağıtıldığı ve öğrencilerin oy kullandığı” gerekçeleriyle kurultay gayri meşru ilan ediliyor ve bu 74 kişinin kurultayda oy kullanmayacağı belirtiliyordu.

Kurultay divanı ise kararların tamamında 2/3 oy çokluğu kuralına uyduğu ve yerellerden iletilmiş olan kimi listelerde öğrenci üyelerin “üye” olarak gösterildiğini, yerellerin yapmış olduğu bu hataların sonucunda da kimi öğrenci üyelere üye kart verildiğini ancak kendi öğrencilerimize güvenmemiz gerektiğini belirtti. Ayrıca divan, verilen “dilekçe”nin altında ismi bulunan bazı kişilerin isimlerinin o kişilere sorulmaksızın yazılmış olduğunun tespit edildiğini ve isimlerin dışında herhangi bir imza bulunmadığını belirterek “dilekçe”yi reddettiğini duyurdu. Kurultaya yapılan bir başka sabotaj da ücretli ve işsiz mühendis mimar ve plancıların alkışlarıyla boşa çıkarılmış oldu.

İkinci gün 30’u aşkın karar önergesinin tartışıldığı kurultayda birçok önemli karar alındı. Yetkin mühendislik ve belgelendirmeye karşı, TMMOB bünyesinde çalışan teknik görevlilerin sendikalaşmasına dönük verilen önergelerin kabul edilmesi yanıyla büyük önem taşıyan kurultay saat 20.00’de sona erdi.

İvme’nin de birçok önergesiyle sürece müdahale ettiği ve aktif rol aldığı kurultay TMMOB’nin işleyişinin demokratikleşmesi, yüzünü ücretli çalışan ve işsiz mühendis mimarlara dönmesi, örgütlenmesinin önünün açılması anlamında büyük öneme sahiptir. Öte yandan kurultay, örgütüne sahip çıkan tabanın TMMOB’deki statükocu anlayıştan ne kadar güçlü olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.

İvme Dergisi - Ücretli Çalışan ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Broşürü



Bu broşür TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı hazırlık toplantılarında ve yerel kurultaylarda, +İvme Dergisi tarafından dile getirilmiş görüşlerden bir özet içermektedir. Kurultayda yapılacak tartışmalarda, Kurultay katılımcılarına İvme Dergisi’nin görüşlerini aktarabilmek amacı ile hazırlanmıştır.

Kurultay aynı zamanda tüm ücretli çalışan ve işsiz meslektaşlarımızın örgütlenmesine yönelik kararlar almalı, bir yol haritası çıkarmalı ve TMMOB yapısının bu kesimlerin karar süreçlerinde belirleyici hale gelmesi için geçirmesi gereken dönüşüme de hizmet etmelidir.
Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Mühendislik ve Mimarlık Öğrencileri Eymir' de Buluştu

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi'nin Ankara’da bulunan üniversitelerdeki öğrencilerden oluşan grubu “Ankara İvme Genç” in düzenlediği tanışma etkinlikleri kapsamında Uçurtma Atölyesi ve Eymir Gölü gezisi yapıldı. Birçok mühendis, mimar ve planlamacı adayının biraraya geldiği etkinlikler ODTÜ ve Eymir'de yapıldı.

Hazırlıklarına ve duyurusuna günler öncesinden başlanan etkinlik kapsamında planlanan Uçurtma Atölyesi 5 Kasım Perşembe günü ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Uçurtmaların yapılmasına ertesi gün İvme Genç standında devam edilirken açılan standa öğrencilerin ilgisi yoğundu. Standa gelen öğrencilerle sohbet edildi ve İvme Genç'i anlatan broşürler dağıtıldı.

7 Kasım Cumartesi günü ise İvme Genç tanışma etkinlikleri kapsamında Eymir Gölü gezisi gerçekleştirildi. Sabah saat 10.00’da ODTÜ' de toplanmaya başlayan katılımcılarla birlikte kahvaltı yapıldı. Neşeli ancak kısa bir otobüs yolculuğuyla Eymir' e gidildi.Göle varıldığında yapılan ilk iş atölyede yapılan uçurtmaları gökyüzüne bırakmaktı. Havanın rüzgarsız olması uçurtmaların gökyüzünde süzülmesini engellese de birlikte eğlenmenin getirdiği heyecan azalmadı.

Artı İvme Dergisi'nin ve İvme Genç’in yeni gelen öğrencilere anlatılmasının ardından sandallara binilerek Eymir’in doğal güzellikleri hep birlikte seyredildi. Sandala binmeyip kıyıda oturmayı tercih edenler ise çeşitli oyunlarla zaman geçirdiler. Balık ekmeklerin esprili sohbetlerle birlikte yenilmesinin ardından saz ve gitar eşliğinde çekilen halaylar ilk kez tanışan öğrencilerin coşkularını daha da arttırdı. Tiyatro gösterisi için sahne hazırlandıktan sonra Halkın Takımı Tiyatro Grubu’nun hazırlamış olduğu “Lord Otomobil Fabrikası’nda Grev” isimli oyun etkinlik katılımcılarının yanı sıra Eymir’e hafta sonu gezintisi için gelen diğer insanlarında ilgisini çekti. Neşeyle izlenen tiyatro oyunun ardından;hep bir ağızdan söylenen şarkılarla etkinlik sona erdi.

Etkinliğe 45 kişi katıldı.

10 Kasım 2009 Salı

Umarız Rezaletin Son Perdesi Bu Olur

14 Mart 2009'da İMO 2. Öğrenci Kurultayı'nda öğrenci arkadaşlarımıza dönük İMO yöneticilerinin fiziki ve sözlü saldırısıyla başlayan süreç TMMOB genelinde İvme'ye dönük siyasi lince dönüşmüştü. Bu süreç içinde oda yöneticileri tarafından yalan ve demagojilerden soruşturmalara, bıçaklı saldırılardan polis engellemelerine kadar bir çok anti-demokratik uygulamaya maruz kaldık. Hakkımızda bir çok kez yalanlar söylendi, iftiralar atıldı. Oysa biz hep gerçekleri söylemeye devam ettik. Yılmadık, geri adım atmadık, hakkımızı aradık. Bu zamana kadar tarafsız olma adına söz söylemeyenler, etkin yönetim anlayışının yalanlarına inananlar...

MASKELER DÜŞTÜ! KİM DOĞRU, KİM YALAN SÖYLÜYOR? İZLEYİN VE GÖRÜN

İMO ANKARA ŞUBESİ KÜÇÜK KURULU'NA GİRDİK!

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

İMO ANKARA ŞUBESİ’NDE BİR REZALET DAHA YAŞANDI. ŞUBE YÖNETİMİ KÜÇÜK KURUL İÇİN ÖZEL GÜVENLİK TUTTU. ÖZEL GÜVENLİK KİMLİK KONTROLÜ YAPARAK DEVRİMCİ MÜHENDİSLERİN ODALARINA GİRMELERİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTI.


İÇLERİNDE YAYIN KURULU ÜYELERİMİZİN DE BULUNDUĞU DEVRİMCİ MÜHENDİSLER FİZİKİ ENGELLEMELERE RAĞMEN KÜÇÜK KURULA GİRDİ
.

İMO Öğrenci Kurultayı’nda öğrencilere fiziki ve sözlü saldırıda bulunan; ardından yapılan Küçük Kurullarda devrimci-demokrat mühendislere hakaretler eden; 11 Haziran’daki Küçük Kurul’da önce dışarıdan getirdikleri eli bıçaklı güruhla devrimci mühendislere saldırı düzenleten, ardından da polis barikatı arkasında toplantı yaparak yayın kurulu üyelerimizi odaya almama kararı alan; 13 Temmuz tarihinde de ikisi İstanbul’da biri Libya’da ikamet eden 5 yayın kurulu üyemize dönük sıkıyönetim savcılarını aratmayacak soruşturmalar açan İMO yönetimi anti-demokratik uygulamalarında sınırlarının olmadığını bir kez daha göstermiştir. İMO yöneticileri 4 Kasım’daki Küçük Kurul’a devrimci mühendisleri sokmamak için özel güvenlik görevlileri tutmuş, bu özel güvenlik görevlileri ise kimlik kontrolü yaparak ellerindeki listede ismi bulunmayanların odaya girmelerini engellemeye çalışmıştır. Bu yanıyla “TMMOB’de Demokrasi” sayımızda kullandığımız “muhaliflere kimlik kontrolü” karikatürümüz ne yazık ki gerçek olmuştur. 4 Kasım Küçük Kurul’unda yaşananlar şöyledir:

Tamamı İMO üyesi ve öğrenci üyesi olan Yayın Kurulu (YK) üyelerimiz Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya gittiğinde, önceki toplantılarda kullanılan fuaye girişinin (fuaye toplantı salonlarına açılmaktadır) kapalı olduğu, girişler için İMO’nun hizmet katlarına çıkış için kullanılan kapının açık olduğunu görülmüştür.

Odanın kapısında İMO yönetimi tarafından 4 Kasım Küçük Kurul’u için özel olarak tutulmuş, 7-8 özel güvenlik görevlisinin, yine yukarı katlarda da 3-5 güvenlik görevlisinin beklemektedir.

İMO Ankara Şubesi yönetiminde olan bir YK üyemiz Küçük Kurul salonuna girmek istediğinde özel güvenlik tarafından YK üyemize ismi sorulmuş ve önlerinde yer alan listede ismi yoksa içeri giremeyeceği söylenmiştir. YK üyemiz güvenliğe böyle bir yetkilerinin olmadığını, odanın Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, kimseye isim söylemek zorunda olmadığını anlatmış, güvenlik şefi ise bu talimatı Yönetim Kurulu’ndan aldığını ve ne olursa olsun listede adı bulunmayanları içeri sokmayacaklarını belirtmiştir.

Bunun üzerine YK üyemiz kapıda bulunan İMO’nun kendi güvenlik personeline şube başkanını aramasını ve şube başkanına; “aralarında yönetim kurulu üyelerinin de olduğu oda üyelerinin içeri alınmamasını kabul etmediğimizi, her koşulda içeri gireceğimizi, bir an önce aşağıya gelerek bize bir açıklama yapması gerektiğini” söylemesini istemiştir. İMO’nun görevlisi şube başkanını aramış, ama başkan gelmemiştir. Bu bekleme döneminde bazı küçük kurul üyeleri kapıya gelmiş, bu duruma şahit olmuş, isimlerini güvenliğe söyleyerek içeri girmişlerdir. Yaşananlar, gelen insanlara aktarılmış bu duruma tepki gösteren, güvenlikle tartışan üyeler olmuştur.

Bekleme sırasında birçok trajikomik durum da gerçekleşmiştir. Örneğin tanımadığımız bir üye Küçük Kurul’a gelmiş ancak listede ismine rastlanmamıştır. Yukarıdaki Yönetim Kurulu üyelerinin kaş göz işaretiyle listede bulunmayan bu kişi Küçük Kurul salonuna sokulmuştur. Anlaşılan liste yasağı yalnızca devrimci demokrat mühendislere dönük uygulanmaktadır.

Hemen ardından artık İMO’da sıkça gördüğümüz bir durum tekrarlanmış, İMO binasına polis girmiştir. Polise burada ne aradıklarını, kimin isteğiyle geldiklerini sorduğumuzda; burada gerginlik olduğu gerekçesiyle şube başkanının kendilerini davet ettiğini söylemişlerdir. Gelen polisler yukarıya başkanla konuşmaya çıkmışlar, birkaç dakika sonra da geri gelmiş ve güvenlikle beraber beklemeye başlamışlardır. Daha sonra içeri rütbeli bir polis girmiş, durumu kontrol etmiş ve telsizden amiriyle konuşmuş, rapor vermiştir. Bu konuşmadan 10 dakika sonra ise polis odadan ayrılmıştır.

Bir başka trajikomik durum ise bir arkadaşımız lavaboyu kullanmak istediğinde yaşanmıştır. Güvenlik arkadaşımızı zor kullanarak engellemeye çalışmış, tepki arttırıldığında ise bir özel güvenlik görevlisinin refakatiyle arkadaşımız lavaboya gidebilmiştir.

Yine bir arkadaşımızın üst katta lokale gitmek istediğini belirtmesi üzerine (lokal girişi de aynı kapıdandır) lokalin kapalı olduğu güvenlik görevlisince belirtilmiştir. Tam o esnada iki kadın gelmiş, “Mühendis olmadıklarını, lokale yemek yemeğe geldiklerini” söylemişlerdir. İki dakika önce arkadaşlarımıza lokalin kapalı olduğunu söyleyen özel güvenlik, kadınları içeri almış çifte standartlı yaklaşımlarını bir kez daha ispatlamıştır. Bu, inanması güç ancak gerçek olayların tamamı kamera kayıtlarımızda yer almaktadır.

Avukatımız geldiğinde başkanla durumu konuşmak için yukarı çıkmak istemiştir. Güvenlik, avukatımızı önce engellemeye çalışmış, kısa bir tartışmanın ardından izin vermek zorunda kalmıştır. Avukatı çağırma gerekçemiz bir oda üyesinin odaya alınmamasını tutanak altına alması idi. Avukatımızın gelmesi ve tutanak olayını gündeme getirmemiz gerek özel güvenlikte, gerekse de yukarıda arkadaşlarımızı izleyen Yönetim Kurulu üyelerinde bir tedirginlik yaratmıştır.

Bu sırada listede isimleri olmadıkları gerekçesiyle içeri alınmayan ve dışarıda bekleyen devrimci demokrat mühendislerin sayısı 15’e ulaşmıştır. Avukatı beklerken arkadaşlarımız tarafından özel güvenliğe yönelik konuşmalar yapılmış, “her koşulda içeri gireceğimiz, ancak herhangi bir arbede istemediğimiz, hakkımız olduğu şekilde gayet sakince içeri girmek istediğimiz” belirtilmiş, zorluk çıkarmamaları istenmiştir. Avukatımızın işini tamamlamasının ardından giriş zorlanmış güvenlik aşılmıştır. Bu sırada ciddi bir arbede olmamış, güvenlik görevlileri fiziki engellemelerde bulunmuş ama başarılı olamamışlardır. İkinci katta içlerinde bir İMO Genel Merkez yöneticisinin bulunduğu 4-5 kişi yine arkadaşlarımızı içeri sokmamaya çalışsa da arkadaşlarımız içeri girmişlerdir.

Arkadaşlarımız içeri girdiğinde sakince buldukları yerlere oturmuşlardır. Bu sırada İMO’da yaşanan tüm bu antidemokratik sürecin perde arkasındaki aktörü İMO Yönetim Kurulu Saymanı daha önce yapmış olduğu gibi provokasyon yaratmaya çalışmış, ancak Küçük Kurul üyelerinde beklediği desteği görememiştir. Arkadaşlarımız “Provokasyon yapmamasını, buraya kavga çıkarmaya veya sorun yaratmaya gelmediğimizi, buranın bir parçası olduğumuzu, istemiyorsa kendisinin gidebileceğini” söylemişlerdir. Ardından Küçük Kurul Başkanı olarak söz almış ve İvmecileri odada görmek istemediklerini belirtmiştir.

Bunun üzerine arkadaşlarımız tarafından söz alınmış ve Küçük Kurul’da bulunma hakkımız olduğu, burasının demokrat tüm üyelere açık olduğu ifade edilmiştir. Kapalı kapılar ardında, polis barikatıyla yapılan ve bizim alınmadığımız toplantılarda bizle ilgili karar alamayacakları belirtilmiştir. Ayrıca Küçük Kurul’un yönetimin bir organı değil, tüm demokratların platformu olduğu, 5-10 kişi istemiyor diye kimseyi Küçük Kurul’dan atamayacakları, bizim de buranın bileşeni olduğumuz hatırlatılmıştır. Küçük Kurul’u devrimci-demokratların iradesi olarak gördüğümüz, buraya yönelik olumsuz bir tavırlarımızın olmadığı, bu platformu sahiplendiğimiz belirtilmiştir. Ayrıca, bırakın Küçük Kurulu, Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarımızın İMO Ankara Şubesi’nin tuvaletine ve lokaline bile polis ve özel güvenlik zoruyla alınmadığı ama buna boyun eğmeyeceğimiz, isterlerse çevik kuvvet-özel harekât vs.. bile çağırabilecekleri söylenmiştir. İMO’nun şu anki yönetiminin İMO ve TMMOB tarihinde ilklere imza attığı, kendi üyelerini kolluk kuvvetlerini kullanarak engelledikleri, hâlâ oda ağalığından vazgeçmedikleri belirtilmiştir.

Daha sonra iki Küçük Kurul üyesi söz almış ve arkadaşlarımızı sahiplenmişlerdir. Söz alanlar, Küçük Kurul’un demokratik bir mekanizma olduğunu, yaşanan olayların geçmişte kalması gerektiğini, arkadaşlarımızı dışarı atma gibi bir karar alamayacaklarını, burada arkadaşlarımızın da bulunma hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu konuşmadan sonra divan başkanı toplantıyı bitirmiştir. Toplantının bitirilmesinin ardından toplantıya katılan yaklaşık 100 kişiden yarısı salonda kalmış ve süreci arkadaşlarımızdan dinlemiş ve desteklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak İMO’da Mart ayından itibaren yaşanan ve mevcut yönetim anlayışı tarafından fiziki saldırı ve hakaretlerle başlayıp, polis barikatı arkasında toplantı düzenleme, soruşturma açma ve son olarak özel güvenlik görevlileri tutarak devrimci demokrat mühendisleri odadan tasfiye ve tecrit etmeye dönük çabalarına karşı önemli bir mevzi kazanılmış, İMO Küçük Kurulu’na girilmiş, söz alınmıştır. Devrimci demokrat mühendisler odalardaki antidemokratik uygulamalarına, baskı ve şiddete boyun eğmeyeceklerini 4 Kasım’daki Küçük Kurul’da bir kez daha göstermişlerdir.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Hazırlıkları 6 Mart 2009‘da başlayan Ankara Yerel Kurultayı kapsamında Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Kırıkkale, Nevşehir, Aksaray ve Afyon olmak üzere 9 ilde hazırlık toplantıları, 8 atölye çalışması, işyeri toplantıları, paneller, forumlar düzenlenmiş, bu sayede işsiz, kamuda veya özelde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarına ulaşılarak TMMOB örgütlülüğünün yaygınlaştırılması; mühendis, mimar ve şehir plancıları nazarında sendikalaşma konusunun gündem haline getirilmesi amaçlanan sonuç bildirgesinin tam metni aşağıda yer almaktadır.

Ankara Yerel Kurultayı‘nda ekonomik kriz özelinde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunlar, işsizliğin ve güvencesizliğin etkileri, asgari ücret, özlük hakları, kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının karşılaştıkları sorunlar başta olmak üzere tüm bu çalışmalar sırasında değerlendirilmiş ve tüm katılımcılarla beraber çözüm yolu aranmıştır.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı‘nın, mevcut sorunların değerlendirilmesi, bu sorunlara yönelik çözümlerin üretilmesi, değişen üretim süreçlerine ve biçimlerine dair TMMOB dâhil tüm örgütlenmelerin yeniden yapılandırılması, emeğe yönelik saldırılara karşı örgütlü bir güç olarak TMMOB‘nin toplumsal mücadele alanındaki yerini büyütmesi anlamında önemli bir dönüm noktası olduğu görülmektedir.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı sonuçları ve çözüm önerileri aşağıdaki şekildedir:

Ülkemizde 1980 darbesi sonrası uygulanmaya başlayan neo-liberal politikaların sonucu olarak, zaten yeterli olmayan bilim ve teknoloji gelişimi, üretim ve sanayileşmeye dayalı politikalar tamamen terk edilmiş, siyasi iktidarlar sermayenin çıkarlarına bütünüyle teslim olmuşlardır. Bugün AKP yine aynı anlayışla, sermayenin bu alandaki politikalarının doğrudan uygulayıcısı konumundadır.

Bilim ve teknolojiden uzaklaşma, sanayisizleşme, istihdam alanlarındaki daralmayı da beraberinde getirmiş ve var olan işsizler yedek ve ucuz iş gücü haline gelmiştir. Öte yandan üniversitelerimizin de bilimsel gelişim yerine sadece piyasaya hizmet üretmek için geçirdiği dönüşümün ve bununla beraber kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasının sonucu olarak her yıl binlerce mühendis, mimar ve şehir plancıları işsizliğe mahkûm edilmektedir. Mevcut durum, eğitim-insan gücü-istihdam dengesinin kurulamamasının ürünüdür.

Kapitalizmin ekonomik ve sosyal krizinin faturası daha önceki krizlerde de olduğu gibi emekçilere çıkarılmıştır. Özel sektörde kriz bahanesiyle işten atılmalar yaşanmış, işçilerin çalışma hakları gasp edilmiş ve işsizlik fonuna erişim kısıtlı, ödemeler yetersiz tutulmuştur. Bu düzenlemeler de yetmemiş, sermayeye işsizlik fonundan kaynak aktarılmıştır. Bütün emek kesimleri gibi mühendis, mimar ve şehir plancıları da krizin faturasını ödemektedirler.

Siyasi iktidarlar tarafından uygulanan sermaye yanlısı politikalar nedeniyle çalışma koşulları giderek ağırlaşmış; esnek, süreli, süresiz vb. çalışma tiplerinin uygulanmaya başlaması ile günlük çalışma saatleri 12–16 saatlere kadar çıkartılmış, diğer taraftan da emeğinin karşılığını alamayan çalışanların ücretleri daha da geriletilmiş ve emek sömürüsü kolaylaşmıştır.

Mevcut koşullar emeğin toplumsallaşmasını engellemekte, mühendis, mimar ve şehir plancıları özelinde tüm emekçileri açık ve gizli işsizliğe, meslek dışı çalışmaya, düşük gelir düzeylerine ve mesleki tatminsizliğe sürüklemektedir.

Üretim ve hizmet sektöründe giderek ağırlaşan çalışma koşulları içinde, ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının hem mesleki, hem de toplumsal anlamda sorun ve sorumlulukları artmaktadır.

Bugünkü bağımlılaştırılmış yapısıyla ülkemizde, önemli bir kesimi hali hazırda mesleklerini icra edemeyen mühendis, mimar ve şehir plancılarını bekleyen gelecek; işsizlik, meslek alanları dışında istihdam ve mesleğe yabancılaşmadır.

Üretim sürecindeki konumları açısından mühendis, mimar ve şehir plancıları toplumsal emeğin bir bölümünü temsil etmektedir. Bu yüzden de mühendis, mimar ve şehir plancıları bilimi ve tekniği halkın çıkarları doğrultusunda kullanma sorumluluğundadır. Kamu kurumlarında veya özel sektörde ücretli çalışan veya işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları her koşulda işçi sınıfının ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. Her meslektaşımız için gayet açık olmalıdır ki, bu olumsuz koşullara karşı durmanın yolu tüm emekçilerin örgütlü mücadelesinden geçmektedir.

Ülkemizde, tüm emekçilerin ve emekten yana sendika ve meslek örgütlerinin, sermayenin ve sermaye yanlısı siyasi iktidarın saldırılarına maruz kaldığı bu süreçte TMMOB de yoğun bir baskı altındadır. İktidar, TMMOB ve bağlı odalarının işleyiş, faaliyet ve etkinliklerini kontrol altına almak istemekte ve mücadele alanını daraltmak için yasa ve yönetmelik çalışmaları yapmaktadır. Anayasadan ve iç tüzüklerinden aldığı yetkilerle toplumsal ve mesleki alanlarda faaliyet yürüten, bu faaliyetleri halkın temel hak ve özgürlük taleplerinden ayrı düşünmeyen TMMOB ve bağlı Odaları ve bu birimlerin temel öznesi olan ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları var olan anti-demokratik uygulamalara boyun eğmeyecektir.

Sonuç olarak;

l - Mühendis, mimar ve şehir plancıları arasında ayrımcılığa yol açan her türlü uygulamaya ve başta "yetkin/yetkili mühendislik" ve "uzman mühendislik" gibi ayrımlara karşı mücadele etmek,

2- İstihdam büroları yasası, iş yasası, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası vb. gibi emekçileri modern kölelik sisteminin bir parçası yapmaya çalışan tüm emek karşıtı yasaları reddetmek,

3- Sermaye için yeni "pazar", emekçi halklar için ise yıkım demek olan savaşa, ırkçılığa, şovenizme karşı mücadele ederken tüm dünya emekçi halklarının kardeşliğini savunmak,

4- Ülke kaynaklarına, bağımsız bir bilim ve teknoloji politikasına dayalı, planlı bir sanayileşme ve istihdamı savunmak,

5- Emekçiler için daha fazla yoksulluk ve işsizlikle sonuçlanan özelleştirmeler, taşeronlaştırmalar vb. kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması anlamına gelen uygulamaların karşısında durmak, daha önce özelleştirilen kaynaklarımızın tekrar kamulaştırılması yönünde mücadele etmek,

6- Çalışma saatlerinin azaltılmasıyla beraber istihdam alanında da genişleme yaşanacağı gerçeğinden hareketle, esnek çalışma saatlerine, sosyal güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaya karşı örgütlü mücadele etmek,

7- Ülkemizde başta eğitim, sağlık ve mühendislik hizmetlerinin, AB müzakereleri, GATS vd. emperyalizme hizmet eden antlaşmalar doğrultusunda değil toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenmesini savunmak, bu çerçevede mühendislik hizmetlerinde ‘stajyerlik‘ uygulamaları adı altında gerçekleştirilmek istenen sömürü biçimini reddederek, her türlü sömürüye karşı tüm mühendis, mimar ve şehir plancıları ve diğer emek güçleriyle birlikte mücadele etmek,

8- Kadın mühendis/mimar/şehir plancılarının çalışma yaşamında cinsiyetçi iş bölümünden kaynaklı ucuz iş gücü olarak görülmelerine, meslek dışı iş yapmaya zorlanmalarına, doğum izinleri nedeniyle haksız ücret kesintilerine maruz kalmalarına ve toplumsal baskılar nedeniyle dillendirilemeyen tacizlere ve mobbing gibi uygulamalara karşı mücadele yürütmek,

9- 12 Eylül 1980‘den sonra çıkarılan ve kamu kuruluşlarında çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek odalarına üye olmalarını zorunlu olmaktan çıkartıp isteğe bağlı hale dönüştüren, TMMOB örgütlülüğünü zayıflatan yasanın iptal edilmesi ve örgütün gasp edilen haklarının yeniden kazanımı için hukuki ve siyasi mücadele yürütmek,

10- TMMOB‘nin meslek örgütü olmaktan kaynaklanan yapısı gereği mühendis, mimar ve şehir plancılarının sınıfsal temelde örgütlenme ihtiyacını karşılama olanağından yoksun olmasından hareketle; tüm emekçilerle birlikte örgütlenmesi için girişimlerde bulunmak,

11- TMMOB bünyesinde çalışan mühendis,mimar,şehir plancıları da dahil olmak üzere, tüm ücretli çalışan mühendis,mimar,şehir plancılarının sendikal örgütlülüğünü savunmak,

tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Bütün değerlendirmelerin ışığında TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı katılımcıları ve Anayasa‘nın 135. maddesinde tanımlanan, 66 ve 85 sayılı KHK ile değişik 6235 sayılı yasa ile kurulan ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan TMMOB bünyesindeki ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak, bilim ve mühendislik uygulamalarında toplumsal faydanın ve kamu yararının gözetilmesini esas alan politikalar oluşturacağımızı ve sermayenin siyasal iktidarı ve organlarınca uygulanmak istenen her türlü baskıya karşı, var olan emekten ve halktan yana mücadele geleneğini devam ettireceğimizi bir kere daha vurguluyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları

Ankara Yerel Kurultayı

Kaynak: ankara.emo.org.tr

9 Kasım 2009 Pazartesi

Mühendislik-Mimarlık Gazetesi Çıktı

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

Mühendislik-Mimarlık Gazetesi geçtiğimiz hafta üniversitelerin duvarlarını süsledi. İvme-Genç tarafından tasarlanan ve haftalık periyotla çıkarılması düşünülen duvar gazetesi, mühendislik, mimarlık mesleğinin sorunlarını ve ülke sorunları mühendislik, mimarlık öğrencilerinin sorunlarıyla birlikte ele almayı hedefliyor.

İlk sayısında;

yazılarına yer verilirken asılan duvar gazetelerine üniversitelerde ilgi yoğundu.

İvme Duvar Gazetesi 01

İvme Duvar Gazetesi 02

İvme Duvar Gazetesi 03

6 Kasım 2009 Cuma

İvme-Genç: Mühendislik, Mimarlık Öğrencisi Arkadaşlarımızın Yanındayız

TMMOB GENÇ ÜYESİ ARKADAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ

24 Mayıs 2009 tarihinde, ikisi Makina Mühendisleri Odası öğrenci üyesi, biri Jeoloji Mühendisleri Odası öğrenci üyesi olan 5 kişi, katıldıkları demokratik eylem ve etkinlikler bahane edilerek tutuklanmıştır. Tutuklanma sebepleri ODTÜ’de geleneksel hale gelen, her yıl yüzlerce öğrenciyle birlikte stadyuma mumlarla ‘DEVRİM’ yazılan yürüyüşe katılmaları, KESK ve DİSK tarafından düzenlenen emek, barış ve demokrasi mitinginde bulunmaları, YÖK’ü protesto etmeleri, eşit, bilimsel, parasız, anadilde eğitim istemeleridir. ODTÜ yemekhanesinde öğrencilerin gizlice fotoğraflarını çeken JİTEM elemanının yakalanıp teşhir edilmesinden hemen sonra yapılan operasyonla tutuklanan arkadaşlarımızın duruşması 6 Kasım’dadır.

Bugün üniversitelerde devrimci-demokrat gençlik, eğitimin piyasalaştırılmasına; halkın sorunlarından kopuk, bireyci, bencil, çıkarcı, apolitik bir gençlik yaratma çabasındaki YÖK’ün politikalarına; soruşturmalara, polisin, jandarmanın, sivil faşistlerin saldırılarına karşı mücadele etmektedir. Düzene karşı verdikleri mücadelenin bedellerini de üniversitelerden atılarak, tutuklanarak ödemektedirler. 24 Mayıs’ta yaşanan tutuklama terörü de bu söylediklerimize sadece bir örnektir. TMMOB’nin mühendislik mimarlık öğrenci çalışmasında birçok eylem ve etkinlikte bir araya geldiğimiz arkadaşlarımız herhangi bir somut nedene dayanmadan tutuklanmışlardır.

Yaşanan bu tutuklama terörüne karşı Mühendislik, Mimarlık Öğrencileri bir basın açıklaması yapmış, arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istemiştir. Ancak öğrenci üyelerinin bütün çabalarına rağmen TMMOB, tutuklananlara sahip çıkmamış ve öğrenci üyelerini yalnız bırakmıştır. TMMOB’nin bugün sahiplendiğini söylediği mücadele geleneği, devrimci-demokrat üniversite gençliğinin mücadeleci ruhunun ve dinamizminin sonucudur. Çünkü devrimci mücadelenin yükseldiği, faşist odakların halkın mücadelesini baskı ve zulüm yöntemleriyle bastırmaya çalıştığı dönemlerde TMMOB, gelecekte üyesi olacak öğrencilerin mücadelesini sahiplenmiştir. Bu nedenle bugün de TMMOB’nin yapması gereken devrimci demokrat üyelerini aynı kararlılıkla sahiplenmektir.

İvme-Genç olarak genel kurullarda birlikte söz istediğimiz, Sinop’ta nükleer santrallere, Ankara’da kentsel dönüşüme karşı birlikte mücadele verdiğimiz, yetkin mühendisliğe karşı üniversitelerde birlikte çalışma yaptığımız, Teoman Öztürk anmalarına birlikte katıldığımız arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyor, yakın bir gelecekte üyesi olacağımız TMMOB’nin de haklı mücadelemizde yanımızda olmasını bekliyoruz.

İvme-Genç

Duruşma tarihi ve zamanı: 6 Kasım 10:00 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi

İvme-Genç: Mühendislik, Mimarlık Öğrencisi Arkadaşlarımızın Yanındayız

TMMOB GENÇ ÜYESİ ARKADAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ

24 Mayıs 2009 tarihinde, ikisi Makina Mühendisleri Odası öğrenci üyesi, biri Jeoloji Mühendisleri Odası öğrenci üyesi olan 5 kişi, katıldıkları demokratik eylem ve etkinlikler bahane edilerek tutuklanmıştır. Tutuklanma sebepleri ODTÜ’de geleneksel hale gelen, her yıl yüzlerce öğrenciyle birlikte stadyuma mumlarla ‘DEVRİM’ yazılan yürüyüşe katılmaları, KESK ve DİSK tarafından düzenlenen emek, barış ve demokrasi mitinginde bulunmaları, YÖK’ü protesto etmeleri, eşit, bilimsel, parasız, anadilde eğitim istemeleridir. ODTÜ yemekhanesinde öğrencilerin gizlice fotoğraflarını çeken JİTEM elemanının yakalanıp teşhir edilmesinden hemen sonra yapılan operasyonla tutuklanan arkadaşlarımızın duruşması 6 Kasım’dadır.

Bugün üniversitelerde devrimci-demokrat gençlik, eğitimin piyasalaştırılmasına; halkın sorunlarından kopuk, bireyci, bencil, çıkarcı, apolitik bir gençlik yaratma çabasındaki YÖK’ün politikalarına; soruşturmalara, polisin, jandarmanın, sivil faşistlerin saldırılarına karşı mücadele etmektedir. Düzene karşı verdikleri mücadelenin bedellerini de üniversitelerden atılarak, tutuklanarak ödemektedirler. 24 Mayıs’ta yaşanan tutuklama terörü de bu söylediklerimize sadece bir örnektir. TMMOB’nin mühendislik mimarlık öğrenci çalışmasında birçok eylem ve etkinlikte bir araya geldiğimiz arkadaşlarımız herhangi bir somut nedene dayanmadan tutuklanmışlardır.

Yaşanan bu tutuklama terörüne karşı Mühendislik, Mimarlık Öğrencileri bir basın açıklaması yapmış, arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istemiştir. Ancak öğrenci üyelerinin bütün çabalarına rağmen TMMOB, tutuklananlara sahip çıkmamış ve öğrenci üyelerini yalnız bırakmıştır. TMMOB’nin bugün sahiplendiğini söylediği mücadele geleneği, devrimci-demokrat üniversite gençliğinin mücadeleci ruhunun ve dinamizminin sonucudur. Çünkü devrimci mücadelenin yükseldiği, faşist odakların halkın mücadelesini baskı ve zulüm yöntemleriyle bastırmaya çalıştığı dönemlerde TMMOB, gelecekte üyesi olacak öğrencilerin mücadelesini sahiplenmiştir. Bu nedenle bugün de TMMOB’nin yapması gereken devrimci demokrat üyelerini aynı kararlılıkla sahiplenmektir.

İvme-Genç olarak genel kurullarda birlikte söz istediğimiz, Sinop’ta nükleer santrallere, Ankara’da kentsel dönüşüme karşı birlikte mücadele verdiğimiz, yetkin mühendisliğe karşı üniversitelerde birlikte çalışma yaptığımız, Teoman Öztürk anmalarına birlikte katıldığımız arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyor, yakın bir gelecekte üyesi olacağımız TMMOB’nin de haklı mücadelemizde yanımızda olmasını bekliyoruz.

İvme-Genç

Duruşma tarihi ve zamanı: 6 Kasım 10:00 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi

İvme Genç Tanışma Etkinlikleri

İvme Genç' in düzenleyeceği etkinlikler kapsamında Uçurtma Atölyesi ve Eymir Gölü Gezisi yapılacaktır.

Uçurtma Atölyesi;

Tarih:5 Kasım 2009 Perşembe

Saat: 17.30

Yer: ODTÜ Mimarlık Kantini

Eymir Gölü Gezisi;

Tarih: 7 Kasım 2009 Cumartesi

Saat: 11.00

Yer. ODTÜ Sunshine

Bedri Karafakioğlu, Hasan Balıkçı ve K. Tülin Aydın için EMO İstanbul Şubesinde Anma Toplantısı

Kaybedilen değerler: Bedri Karafakioğlu, Hasan Balıkçı ve Tülin Aydın için EMO İstanbul Şubesinde Anma Toplantısı düzenlenecektir.

Tarih:
05.11.2009
Saat:19.00

Hasan Balıkçı, K. Tülin Aydın Bakır ile ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için fotoğraflarına tıklayınız.

2 Kasım 2009 Pazartesi

YÖK Üniversiteleri Sermayenin Doğrudan Denetimine Sokacak Bir Kurul Tanımlıyor!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “Yükseköğretim Kurumlarında Danışma Kurulları Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı”, Avrupa emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan Bologna Süreci'nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.

Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve düzenin siyaset kurumlarının yeniden biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki Sanayi ve Ticaret Odası başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız yetki tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek piyasa güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.

Türkiye Bologna sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu 2008) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK'ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK'ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, Şubat 2007'de yayımladığı “Türkiye Yükseköğretim Stratejisi” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, UNESCO, AB aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve piyasa ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.

Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d'lilerin 33/a'ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.

Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi olarak sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca halkın değerlerinden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.

YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki TMMOB’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. TMMOB’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim TMMOB 27 Ekim 2009 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve "hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını" duyurmuştur.

TMMOB bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde AB süreci kapsamında sermayenin doğrudan denetimine sokacak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İvme Dergisi