22 Aralık 2008 Pazartesi

19 Aralık 2000 Hapishaneler Katliamının Yıldönümünde TMMOB Birimleri Dedemanlarda Eğlence Düzenliyor

Ülkemiz tarihi halka dönük birçok katliamla doludur. 1977 1 Mayıs katliamı, 1978 Maraş katliamı, 16 Mart katliamı, Sivas katliamı, Gazi katliamı bunlardan yalnızca birkaçıdır. Bu katliamlardan biri de bugün 8. yıl dönümü olan, 19 – 22 Aralık 2000 tarihinde “Hayata Dönüş” adıyla yapılmış hapishaneler katliamıdır.





19 – 22 Aralık 2000, ülkemiz hapishaneler tarihinin en büyük katliamının tarihidir. “Hayata Dönüş” operasyonu ile ülkemizde 1974 yılı Kıbrıs Harekâtı'ndan sonra en büyük askeri güç (20.000 asker, 20.000 bomba) kullanılarak 28 hükümlü ve tutuklu katledilmiştir. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit; “Hapishaneler sorununu çözmeden, IMF programının uygulanamayacağını” söyleyerek katliamın emperyalist politikaların uygulanabilmesi açısından bir zorunluluk olduğunu ifade etmiştir. Bu da konunun yalnızca siyasi tutukluların değil, tüm halkın sorunu olduğunun en özlü ifadesidir.






19 – 22 Aralık 2000, ülkemiz hapishaneler tarihinin olduğu kadar dünya hapishaneler tarihinin de en büyük katliamlarından birinin ve bu katliama karşı cansiperane direnişin tarihidir. Bu nedenle 19 Aralık, uluslararası düzeyde “Uluslararası Tecritle Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Başka bir deyişle bu tarih, ülkemiz sınırlarını aşmış, dünya çapında bilinen bir tarih haline gelmiştir.






Her 19 Aralık'ta birçok tutuklu yakını hapishane önlerine gidip karanfiller bırakarak yitirilenleri anar. Birçok demokratik kitle örgütü ülkemizde ve dünyada paneller, sempozyumlar düzenler, hapishanelerdeki devrimcilerle dayanışmalarını dile getirir, “19 Aralık'ı, katledilenleri ve tecridi unutmayacağız, unutturmayacağız” derler.






19 Aralık, aynı zamanda tüm halka dönük bir gözdağıdır. 19 Aralık'la halka “Hakkını ararsan, direnirsen seni F tipi hücrelere atarım, tecrit ederim, üstüne istediğim gibi kurşunlar, bombalar yağdırırım, hiç kimse senin sesini bile duymaz” denmiştir. Amaç susturmak ve unutturmaktır. İşte bu nedenlerle tecride karşı uzun yıllar süren bir direniş gerçekleştirilmiştir. Bu direnişte hapishanelerde ve dışarıda 122 insan hayatını kaybetmiş, yüzlercesi sakat kalmış, büyük bedeller ödenmiş ama sonuçta susulmamış, unutturmaya izin verilmemiştir.






Peki, 19 Aralık egemenlerin sömürü, baskı ve sindirme politikalarının en somut ve vahşi ifadesiyken, dünya direniş tarihine geçmiş önemli bir günken, mühendis-mimar örgütümüz TMMOB 19 Aralık'ın 8. yıldönümünde ne yapmıştır?



Bir mezar anmasına mı gitmiştir? HAYIR.



Bir panel, bir sempozyum mu yapmıştır? HAYIR



Hatta ve hatta bir yazılı basın açıklaması bile yapmamıştır. Böyle günler TMMOB etkin yönetim anlayışının gündeminde yoktur. TMMOB etkin yönetim anlayışının gündeminde “Emniyet Müdürlüğü'nün iftarına katılmak” vardır ama devrimcilerin katledildiği, tüm halka gözdağı verilmeye çalışıldığı 19 Aralık'la ilgili basit, küçük bir şey yapmak bile yoktur.



Peki, TMMOB yönetimi 19 Aralık'la ilgili bir şey yapmıyor, TMMOB'ye bağlı oda ve şubeler neler yapıyor?



İşte birkaç örnek:



MMO Ankara Şubesi, mesleğinde 25, 40, 50 ve 60. yılını tamamlayan üyelerine 19 Aralık 2008 tarihinde yapılacak gece ile plaket veriyor.



İMO Ankara Şubesi de 19 Aralık 2008 tarihinde “Meslekte 25. yıl ve 40. Jübile Yemeği” veriyor. Konuk sanatçı ise Özdemir Erdoğan…



EMO Ankara Şubesi ise 19 Aralık Cuma gecesi Dedeman Oteli Avizeli Salon'da meslekte 40., 50. ve 60. yıllarını dolduran üyelerine plaket vereceği bir gece yapıyor. Gecede Feryal Öney sahne alıyor.






Bu örnekleri görünce çok fazla bir şey söylemeye de gerek kalmıyor. Söylenebilecek tek şey belki de “Bir de zil takıp oynayın!” demektir.






Günler torbaya mı girmiştir? Gece yapacak, eğlenecek başka gün kalmamış mıdır? Kimse “unuttum” diyemez ya da “yoğun etkinlik programımız vardı”, “bu tarihin dışında başka bir gün uygun yer yoktu” gibi gayri ciddi cevaplarla bu konuyu geçiştiremez. Böyle deniyorsa devrimci demokrat duyarlılık nerede kalmıştır? 19 Aralık katliamının yıldönümünde, üstelik bu büyük katliama ilişkin tek bir söz söylememiş, tek bir etkinlik yapmamışken, bu tarz etkinliklerin düzenlenmesinin devrimci demokratlar nezdinde herhangi bir haklı açıklaması olabilir mi? 28 devrimcinin katledildiği, filmlere kitaplara konu olan, dünya çapında “mücadele günü” olarak tespit edilmiş bir günde bu davranışları sergileyenlerin toplumsal mücadeleye dönük iddiaları da sorgulanır.






Bizler devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME Dergisi olarak “dünyanın neresinde haksız yere bir tokat patlasa birinin yüzünde, onu yüreğimizde hissediyoruz.” Devrimciliğin ve demokratlığın, insanlığın yaratmış olduğu tüm mücadeleler ve direnişler tarihini sahiplenmekten ve geliştirmekten geçtiğini biliyoruz. Sistemin önemsizleştirme ve unutturma politikalarına karşı buradan bir kez daha tekrarlıyoruz:






Unutmayacağız, Unutturmayacağız!








Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

18 Aralık 2008 Perşembe

TMMOB Mimar, Mühendis, Şehir Plancıları, Kadın Kurultayı Hazırlık Forumu






Kadın mühendis mimar şehir plancıları olarak sorunlarımızı paylaşmak ve beraberce çözüm üretmek için... KURULTAY HAZIRLIK FORUMUNDA BULUŞALIM

Tarih: 20 Aralık 2008
Saat: 14:00 - 18:00
Yer: TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
Adres: Dikilitaş Mah. Eren Sok. No:30 Beşiktaş/İstanbul



TMMOB çatısı altında örgütlü kadın mühendis, mimar, şehir plancıları olarak 21 Haziran 2007 tarihli ilk toplantımızla kurumsal olarak başladığımız İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu çalışmalarımızı bugün 14 odanın İstanbul Şubelerinin kadın temsilcileriyle sürdürüyoruz.

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu; TMMOB örgütlülüğü içinde kadınların etkin ve üretken olarak yer almasını sağlamak ve yaratılacak sinerjiyi toplumun diğer katmanlarına yaymak, çalışma hayatında kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının karşılaştığı sorunları belirleyerek, çözüm önerilerini örgütle ve kamuoyuyla paylaşmak, ülke genelinde kadınların karşılaştığı sorunlara TMMOB">TMMOB örgütlülüğü olarak bakış açısı getirebilmek, sendikalar ve diğer yapılarla işbirliği yaparak toplumda kadınların yeri ve öneminin altını çizebilmek amacıyla düzenli olarak toplantılar yapmak ve çeşitli etkinlikler düzenlemek hedefini taşımaktadır.

Bu çerçevede 29-30-31 Mayıs 1 Haziran 2008 tarihleri arasında Ankara'da yapılan TMMOB 40. Olağan Genel Kuruluna kadın delegeler tarafından sunulan önergenin kabul edilmesiyle "Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Kadın Kurultayı" yapılması kararı alınmıştır.

Kadın Komisyonu olarak bugüne kadar yaptığımız çeşitli etkinliklerle mühendis, mimar, şehir plancısı kadınları her zaman bir araya gelmeye çağırdık çünkü biliyoruz ki;

"Kadınız ve hepimizin söyleyecek bir sözü mutlaka var"

Kadın mühendis mimar şehir plancıları olarak sorunlarımızı paylaşmak ve beraberce çözüm üretmek için...

KURULTAY HAZIRLIK FORUMUNDA BULUŞALIM.

Tarih: 20 Aralık 2008
Saat: 14:00 - 18:00
Yer: TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
Adres: Dikilitaş Mah. Eren Sok. No:30 Beşiktaş/İstanbul

ÇÖZÜM FARKINA VARMAKLA BAŞLAR!

KADIN KOMİSYONUMUZU GÜÇLENDİRELİM, KADIN KURULTAYIMIZI HEP BERABER ÖRGÜTLEYELİM!

SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEK VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZİ PAYLAŞMAK İÇİN, FORUMDA BULUŞALIM!

TMMOB İSTANBUL İKK KADIN KOMİSYON

13 Aralık 2008 Cumartesi

"Devrimcileri Tasfiye Etmek Düzene Kazandırır"

Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısı, mimar Alev Şahin, geçtiğimiz günlerde "sözleşmesine son verilip" işinden çıkarıldı. İşten atılan Şahin, devrimci demokrat bir kimliğe sahiptir. İşten atan da "demokrat", "ilerici" olma iddiasındaki bir oda yönetimidir.

Alev Şahin'in Mimarlar Odası'ndaki işinden çıkarılması devrimci düşünceleri ve bu nedenle tutsaklık yaşamış olması nedeniyledir. Başka bir neden yoktur.

Alev Şahin'in işten çıkarılması, tekil bir olay gibi görünse de, reformistlerin hakim olduğu kitle örgütlerinde zaman zaman kendini gösteren bir anlayışın ifadesidir. Reformistler, sosyal-demokrat "solcular", o kurumların yönetiminde veya herhangi bir görevinde devrimcilerin varlığından genellikle rahatsızdırlar. Bu yüzden de işçi ve memur sendikalarında, odalarda "devrimcilerin tasfiye edilmesine" veya edilmek istenmesine sık rastlanır.

Gerçek şudur ki; ilerici, demokrat herhangi bir kitle örgütünün, işçilerin, memurların, köylülerin, mühendislerin hakkını savunma iddiasındaki herhangi örgütün, devrimcileri tasfiye etmeye çalışması, kendi ayağına kurşun sıkması, kendi kuyusunu kazmasıdır. Çünkü, devrimcilerin tasfiye edilmesi, bizzat tasfiye edenlere ve daha önemlisi, o kitle örgütlerinin temsil ettiğini söylediği emekçilere, sayısız zararlar verir. Devrimcileri tasfiye eden her kitle örgütü, en başta dinamizmini kaybeder. Devrimcilerin tasfiye edilmesi, kuşku yok ki düzenin de isteğidir. Tasfiye politikası da, reformizmin devrimcilerle rekabetinin yanında, düzene güven verme, düzenin icazetinde politika yapma anlayışlarının bir sonucudur.

Emekçiyi İşten Atan
Demokrat, Emekten Yana Olabilir Mi?


Demokratik kitle örgütü olmanın en temel gerekleri, sınıfsal olarak emekçileri savunmak, bunun için mücadele etmek, ilerici bir çizgide olmak ve işleyiş olarak demokratik bir işleyişe sahip olmak şeklinde sayılabilir.

Elbette, bir kurum kendiliğinden bu özelliklere sahip olmaz. Bir demokratik kitle örgütünde bu özellikleri var edecek olan, o kurumun yöneticileri ve üyeleridir. Yaşadığımız örnekler ise, kimi kitle örgütlerinde olması gereken bu tablodan ne kadar uzak olunduğunu göstermektedir.

Bir kurumun yönetiminde olmanın avantajını kullanarak, devrimcileri tasfiyeye yönelenlerin, demokratlıkları tartışma konusudur. Kurumun tüzüğünü, işleyişini bile hiçe sayan tasfiyeci anlayışların, odalarda, sendikalarda demokratik bir işleyişi hayata geçirmeleri de söz konusu değildir. Kendi çalışanının emeğine saygı göstermeyenlerin, onun haklarını gözetmeyenlerin, üyelerinin ve diğer emekçilerin emeğine sahip çıkması, haklarını savunması da beklenemez.

Demokrat olanlar, ilerici devrimci düşüncelere tahammülsüz olamazlar. Kendi anlayışlarından farklı düşünenlerle, tasfiyecilik yöntemiyle mücadele etmezler. İdeolojik mücadele verirler.

Dahası, burjuvazinin saldırıları karşısında, düşüncelerine katılmasalar dahi, devrimcileri savunur, sahiplenirler... Oysa, Alev Şahin örneğinde, bunların tam tersi yapılmıştır.

Demokrat olanlar, adaletli olurlar. Bir kurumun yönetiminde bile adaletsizlik yapanların, daha büyük güçleri ele geçirdiklerinde, daha geniş kitleleri yönetir duruma geldiklerinde uygulayacakları adalete güvenilemez.

Alev Şahin örneğinde böyle bir adaletsizlik vardır.

Alev Şahin örneği başka bir açıdan da sorgulanmayı gerektiren bir örnektir. Daha kısa süre önce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarına katıldığı gerekçesiyle oligarşi tarafından tutsak edilmiş bir devrimciyi kurumdan çıkarmak, kuşku yok ki, ahlaki açıdan da sorgulanması gereken bir olgudur.

Şahin Tek Örnek Değil

Alev Şahin örneği tekil bir örnek değildir. Benzeri pek çok örnekten bazılarını hatırlatalım; hatırlatalım ki, bir devrimciyi demokratik bir kitle örgütünden uzaklaştırmaya çalışmanın hiçbir gerekçeyle masumlaştırılamayacağı, meşrulaştırılamayacağı açıkça görünsün.

Örnek; 1989'da Tez Koop-İş Sendikası yönetimi, Aynur Karaaslansendikadan ihraç etmişti. Sorun, Karaaslan'ın devrimci düşünceleri, devrimci sendikacılık anlayışını savunması ve sendika yönetimine çöreklenmiş olan sarı sendikacılığa karşı ideolojik mücadele yürütmesiydi.

Bunun için önce Karaaslan'ı sindirmeye ve tasfiye etmeye çalıştılar. Başaramayınca, korsan bir genel kurul düzenleyerek, Karaaslan'ı ihraç edip, başkanı olduğu şubeyi de kapatma kararı aldılar.

Bir başka örnek, 1997'de DİSK/Genel-İş'te yaşanan tasfiye operasyonudur. MGK çizgisinde hareket eden sendikacılık anlayışı, önce Genel-İş Tüzük Kurultayı'nda devrimcileri tasfiye etmeyi denedi, başarılı olamadı. Genel-İş bölge şubelerini kapatıp, 13 sendikacının işine son vererek tasfiyeyi gerçekleştirmeye çalıştılar. Tasfiyeciliğe karşı mücadele ve işçilerin sahiplenmesi ile geri adım atmak zorunda kaldılar. Ne olursa olsun, DİSK içinde gittikçe büyüyen Devrimci İşçi Hareketi'nin etkinliğini kırmak, devrimci gelişmenin önü kesmek istiyorlardı. Bunun için CHP'lisi, reformisti tüm düzen sendikacıları el ele verip, Genel-İş yönetimini devletin kayyumuna teslim ettiler. Böylece sırtlarını düzene dayayarak, tasfiyeyi gerçekleştirdiler ve Genel-İş yönetimine oturdular.

Daha yakın zamanda yaşanan örneklerden birisi ise, DİSK'e bağlı Emekli-Sen Genel Merkezi'nin devrimci sendikaHasan Kaşkır'ı görevinden almasıdır. Neden yine aynıdır. Hasan Kaşkır'ın mücadele anlayışı ve pratiğidir.

Bir diğer örnek, Sultanbeyli PSAKD Genel Merkez yönetiminin, mücadeleci bir çizgide hareket etmesi ve yönetimin reformist anlayışına teslim olmaması nedeniyle, Sultanbeyli PSAKD yöneticisi Sadegül Çavuş'u yönetim kurulu görevinden almasıdır. Daha sonra, bu kararlarından geri adım atmak zorunda kalsalar da, bu dayatmacı, tasfiyeci anlayışın sadece sendikalarla sınırla kalmayıp bir çok demokratik kitle örgütünde ortaya çıkabildiğini gösteren bir örnektir.

Sendika ve oda yönetimlerinde devrimcilerin yer almasını engellemek için, devrimcilere karşı en gerici kesimlerle bile yapılan ittifakların örnekleri az değildir. Devrimcileri güçsüzleştirmek, tasfiye edebilmek için, emekçi kitleleri içinde yürütülen spekülasyonlar, karalama kampanyaları da bunlara ek olarak belirtilmesi gereken bir tasfiyecilik türüdür.

Devrimcileri Tasfiye Düzene Kazandırır

Devrimcilerin tasfiyesiyle amaçlanan aynı zamanda sınıf ve kitle sendikacılığının, devrimci düşünce ve politikaların tasfiyesidir. Hakim kılınmak istenen ise, düzen sendikacılığıdır. Tasfiyecilik bu zeminde düzenle çakışmaktadır.

Düzenin tüm dayatmaları, telkinleri, sendikalardan, odalardan, derneklerden devrimcilerin şu veya bu yolla tasfiye edilmesi doğrultusundadır. Bunun için, devrimci işçilerin çalışmalarını engellemekten, gözaltına alıp işkence yapmaya, tutuklamaya, katletmeye kadar her yöntemi uygular. Ve aynı zamanda sarı sendikacılığı, reformist sendikacılığı da bu doğrultuda yönlendirir. Demokratik kitle örgütünün demokratlık niteliğinin en önemli göstergelerinden biri de, bu yönlendirmelere direnip direnmemesinde gösterir kendini.

Devrimciler hiç kuşku yok ki, kitle örgütlerindeki en dinamik, militan, mücadeleci unsurlarıdır. Devrimcilerin tasfiye edilmesi, bu nedenle sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin dinamizmini, militanlığını, mücadeleciliğini de tasfiye etmesi demektir. Bunların olmadığı yerde, uzlaşmacılık, koltuk peşinde koşmak, çıkarcılık, burjuva politikacılığıyla birbirinin ayağını kaydırmak hakim hale gelir. Örnekleri çoktur. Devrimci politikanın olmadığı yerde, emekçilerin haklarının patronlara ve düzene karşı militanca savunulması söz konusu olmaz.

Bu ise, o kitle örgütlerinin, sendikaların erimesi, güç ve ağırlığını kaybetmesi ve giderek patronlar ve devlet tarafından da ciddiye alınmayan bir duruma gelmesi demektir. Bu nedenledir ki, reformizm, demokratik kitle örgütlerinde devrimcileri tasfiye ederken, aslında o kitle örgütünü tasfiye etmekte, dolayısıyla kendilerine de zarar vermektedirler.

Gerçekte, anlattığımız sendikaların, odaların bugün içinde bulundukları durumdur. Ve bu duruma gelmelerinde elbette devrimcilere karşı yürüttükleri tasfiyeciliğin de payı vardır. Tasfiyecilik düzene hizmet etmiştir. Bunu herkes görmelidir.

www.yuruyus.com

8 Kasım 2008 Cumartesi

İktidarın Borazanı Zaman Gazetesi'nin Hedefinde TMMOB de dahil Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri Var

Bilindiği gibi AKP tüm toplumsal alanda kurumsallaşma, kadrolaşma çalışmalarına devam etmekte. Bu çabada hiçbir etik ilke, kural tanımayan AKP'nin henüz el atamadığı mesleki demokratik kitle örgütlerine dönük hedeflerini borazanı Zaman Gazetesi dile getiriyor.

Zaman Gazetesi'nde çıkan Mustafa Yüksel imzalı yazıda demokrasiden dem vurularak DKÖ'lere girmenin hesapları ortaya konuyor. Sokak ortasında insanları kurşunlatan, işkencehanelerinde insanları öldürten iktidar demokrasi havarisi kesiliyor. DKÖ seçimlerinde "demokrasi yok" söylemiyle kendisini de acındırarak parsa kapmaya çalışıyor. Yöntem ise "nispi temsil" yani her grubun aldığı oy oranında temsil edilmesi. Milletvekili seçimlerinde %10 barajı uygulayanların "nispi temsil" yöntemini savunmaları, kendilerinin pragmatist yüzlerini ortaya koyuyor. Diğer taraftan DKÖ'lerdeki seçimlerde uygulanan çarşaf liste aslında grupların seçimi değil tersine bireylerin seçimi anlamına geliyor. Yani demokratların grubundaki her birey ayrı ayrı bahsedilen yüksek oyları alarak yönetime giriyor. Mustafa Yüksel'in örneğinden hareket edersek Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi başkanı Eyüp Muhcu'nun aldığı oy örneğin 1679 ise aynı listedeki her birey buna yakın oy alıyor. 800 oy civarında oy alan sağcı listenin bireyleri ise pek tabiki yönetime giremiyor.AKP tüm kavramları kendisi için çarpıtmada bir mahsur görmüyor.

Aşağıda Zaman Gazetesi'nde çıkan ilgili yazıyı yayınlıyoruz:

"Meslek odaları ve barolarda demokrasinin adı bile yok

Meslek odaları ve barolardaki demokratik olmayan uygulamalar tartışılıyor. TBMM, il genel meclisleri ve belediyelerde her parti aldığı oy oranında temsil hakkı kazanırken, oda ve barolarda bunun tersi yaşanıyor. Toplam oyun yüzde 49,9'unu alan gruplar bile meclislerde söz sahibi olamıyor. Seçim sistemindeki çarpıklık yüzünden, muhalif gruplar yönetime katılamıyor.

Odaya kayıtlı toplam üyelerden sadece yüzde 15'inin oyunu alan bir grup, odayı iki yıl boyunca istediği gibi yönetme hakkına sahip olabiliyor.

Demokrasinin temel prensiplerinden biri olan temsil hakkı çiğnenirken 'kral'ları andıran oda başkanları, herhangi bir icraat sırasında üyelerinin görüşünü alma ihtiyacı duymuyor.

Bu durumdan rahatsız olan meslek örgütlerinin mensupları, Meclis'in konuya el atmasını istiyor. Temel talepleri, oda yönetimlerinde muhalefetin de yer almasını sağlayacak demokratik bir yasa çıkarılması.

Muhasebeci ve malî müşavirler

nisbî temsil sistemine geçiyor

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir Odaları Birliği, Meclis'ten geçen kanun ile demokratik oda yönetimine kavuşuyor. Düzenlemenin 1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girmesiyle her liste aldığı oy oranında yönetimde temsil edilecek. Kanuna göre, grupların oy sayıları göz önüne alınarak kurul asil ve yedek üyelikleri belirlenecek.

İstanbul Tabibler Odası'nın 20 Nisan'da yapılan olağan genel kurulunda Demokratik Katılım Grubu, Hekim Hakları Platformu ile Hekim Onuru ve Dayanışma Grubu'nun oluşturduğu üç liste yarıştı. Oda seçimlerinde 6 bin 100 hekim oy kullandı. Prof. Dr. Özdemir Aktan'ın üyesi olduğu Demokratik Katılım Grubu 4 bin 400, Prof. Dr. Selami Albayrak'ın başkan adayı olduğu Hekim Hakları Platformu bin 200, Doç. Dr. A. Baki Kumbasar'ın listesi de 500 oy topladı. Ancak seçim sonunda odanın yönetim dahil, disiplin, denetleme gibi bütün birimleri Demokratik Katılım Grubu üyelerinden oluştu. Diğer gruplara hiç temsil hakkı verilmedi. Odaya kayıtlı toplam üyelerden sadece yüzde 15'inin oyunu alan grup, odayı iki yıl boyunca istediği gibi yönetecek. Mevcut sisteme tepki gösteren Prof. Dr. Selami Albayrak, "Demokrasi ancak nisbi temsil ile hayat bulur. Temsil, herkesin aldığı oy oranında yönetime katılmasıyla gerçekleşebilir." diyor. Albayrak, belli grupların odalarda tek tabanca gibi söz sahibi olduğuna dikkat çekiyor.

16 Eylül 2008 tarihinde yapılan İstanbul Eczacı Odası seçimlerinde de bin 100 oy alan Çağdaş Eczacı Grubu, oda yönetimine seçildi. 630 kişinin desteğini alan Eczacının Sesi Grubu, 555 oy alan İstanbul Eczacılar Dayanışma Grubu ile 391 oy alan İstanbul Eczacıları Grubu hiçbir şekilde oda yönetimine katılamadı. TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi genel kurulunda ise başkanlığa bin 679 delegenin oyunu alan Eyüp Muhcu yeniden seçildi. 817 kişinin desteklediği Atilla Yücel ise yönetim dışı kaldı.

Baro seçimleri de odalardaki gibi demokratik yönetim oluşmasını engelliyor. İstanbul Barosu'nun başına 23 bin 573 üye avukattan 5 bin 619'unun oyunu alan Muammer Aydın geldi. Baronun tüm birimleri Aydın tarafından oluşturulacak. Aydın'a oy vermeyen 17 bin 954 avukatın yönetimde söz hakkı olmayacak. İstanbul Barosu başkan adaylarından Şadi Çarsancaklı da odalardaki anti-demokratik uygulamaya son verilmesini istiyor. Seçime katılanların aldıkları oy oranında meclis oluşturulmasını ve yönetime katılmalarını talep eden Şadi Çarsancaklı, "Böyle olursa şeffaf bir baro olur. Burası bir meslek kuruluşudur. Ortak değer olan hukuku korumaya matuf ve ideolojik saplantılardan uzak olması gereken kutsal bir kurumdur. Onun mehabetine uygun düzenleme gereklidir." diyor. İzmir Barosu başkan adaylarından avukat Refik Uzun da odalardaki seçim sisteminde de değişimine yönelik çalışma yapılmasını destekliyor.

Malî müşavirler nisbî temsil sistemine geçti

Muhasebeci ve malî müşavirler odalarının yönetiminde 1 Ocak 2009 tarihinden sonra muhalefet de temsil edilecek. Her liste aldığı oy oranında söz sahibi olacak. TÜRMOB'la ilgili 26 Temmuz 2008'de Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kanunun 15. maddesi şöyle: "Grupların oy sayıları, önce bire, sonra ikiye, sonra üçe... şeklinde devam edilmek suretiyle, yedekler dâhil o kurulun çıkaracağı üye ve birlik genel kurul temsilcisi sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar ile bağımsız adayların aldıkları oylar ayrım yapılmaksızın en büyükten en küçüğe doğru sıralanır. Kurul asil ve yedek üyelikleri ile birlik genel kurul asil ve yedek temsilcilikleri, gruplara ve bağımsız adaylara rakamların büyüklük sırasına göre tahsis olunur."

Mustafa Yüksel

3-11-2008

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=756318&title=meslek-odalari-ve-barolarda-demokrasinin-adi-bile-yok"

7 Kasım 2008 Cuma

5. Dünya Su Forumuna Karşı Hazırlık Toplantısı


1.Gün



Açılış ( 10:00-10:30)

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu Sunuşu

Açılış Konuşmaları

I.Oturum "Su Yaşamdır" ( 10:30-12:30)

Oturum Başkanı: Murat Gökdemir

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

10:30-10:45 Su ve Sağlık

Akif Akalın

İstanbul Tabip Odası

10:45-11:00 Su ve Emek

Saadet Yeyin

Tüm Bel Sen 4. Nolu Şube YK Başkanı

11:00-11:15 Su ve Tarım

Yıldırım Derya

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

11:15-11:30 Su ve Yerel Hizmetler

Emine Girgin

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

11:30-11:45 Su ve Orman Talanı

Mücella Yapıcı

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

11:45-12:00 Su ve Enerji Politikaları

Hüseyin Yeşil

Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

12:00-12:15 Türkiye'de Su Politikaları ve Uygulamaları

Tahir Öngür

Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

12:15-12:30 Soru Cevap

Yemek Arası (12:30-13:15)

II. Oturum "Su İçin Mücadele" (13:15-17:30)

Oturum Başkanı: Yılmaz Kilim

Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı



13:15-13:30 Arzu Çerkezoğlu

Dev Sağlık İş Sendikası

13:30-13:45 Hasan Şen

Munzuru Koruma Kurulu

13:45-14:00 Alime Mitap

Allianoi Girişim Grubu Dönem Sözcüsü

14:00-14:15 Necati Pirinçoğlu

Hasan Keyfi Yaşatma Girişimi Üyesi, Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi

14:15-14:30 Mehmet Ali Beşli

Derelerin Kardeşliği Temsilcisi

14:30-14:45 Ali Doğan

Maden Mahallesi Derneği Başkanı

14:45-15:00 Ali Haydar Aslan

Armutlu Su Mücadelesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi Başkanı



15:00-15:30 Çay-Kahve Arası



15:30-15:45 Osman Özgüven

Dikili Belediye Başkanı

15:45-16:00 Erhan İçöz

Ege-Çep

16:00-16:15 Yusuf Gürsucu

Bursa Su Hareketi, Marmara Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Sekreteri

16:15-16:30 Hüseyin Göksel

Çorlu Su Mücadelesi

16:30-16:45 Arif Kuday

Edirne Su Mücadelesi, DİSK Trakya Bölge Temsilcisi

16:45-17:30 Soru-Cevap





2.Gün



III. Oturum "Dünya Su Mücadeleleri" (10:00-12:30)

Oturum Başkanı: Beyza Üstün

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi



Orsan Senalp (TNI)

Saleh Rabi (Filistin Su Mücadelesi)

Nila Ardhianie (Endonezya Su Mücadelesi)

Renato di Nicola (Foro İtaliano Dei Movement Per L'acqua 1)

Patra Sindane (SA Water Movement)

Dorothea Harlin (ATTAC, Berlin)

Dimitri Mununi( Ce. Vi)

Frank Ette ( Ver. Di)

Tomasso Fattori (Foro İtaliano Dei Movement Per L'acqua 1)

Darcey O'Callaghan ( Food&Water Watch)



Yemek Arası (12:30-13:15)



IV. Oturum FORUM:" 5. Dünya Su Forumuna Karşı Yapılabilecekler" (13:15-17:30)

Forum Yürütücüleri: Tores Dinçöz Gaye Yılmaz

TMMOB İstanbul İKK Sekreteri Su Politik

24 Ekim 2008 Cuma

Hasan Balıkçı Mezarı Başında Anıldı


Büyük sanayi kuruluşlarının kaçak elektrik kullanımına karşı mücadele ederken öldürülen Devrimci Mühendis Hasan BALIKÇI çeşitli etkinliklerle anıldı. Saat 11.00’de EMO önünden otobüslerin kalkmasının ardından Kayışlı Köyü'nde bulunan mezarına gidildi.

Meslektaşları, ailesi, Mücadele arkadaşları ve sevenlerinden oluşan yaklaşık 80 kişinin bulunduğu anmada mezarına karanfiller bırakıldı. İlk olarak EMO Adana Şube Başkanı Mehmet MAK söz aldı. MAK bugün onu sahiplenen arkadaşları, meslektaşları, ailesi ve sevenlerinin varlığı ve katılımın her şeyi anlattığının belirterek konuşmak isteyenlere söz verdi.

Anma töreninde EMO Yön. Kur. Başkanı Musa Çeçen, Adana Özgürlükler Derneği’nden Akil Nergüz, Avukat Mustafa Çinkılıç, EMO Yön. Kur. eski Başkanı Cengiz Göltaş, Adana Emo-Genç'ten Atakan Güzel, KESK MYK Üyesi Akman Şimşek, İvme Dergisi Yayın Kurulu üyesi Ayhan Tuğcu ve eşi Şengül Balıkçı birer konuşma yaptılar.

EMO Genel Başkanı Musa Çeçen katılımcıları Hasan Balıkçı anısına saygı duruşuna çağırdı. Ardından yapılan konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın yaşamı, mücadelesi anlatıldı. Avukat Mustafa Cinkılıç dava sürecini özetledi, keyfi uygulamaları anlattı. Adana Özgürlükler Derneği adına yapılan konuşmada Hasan Balıkçı’yı anmak Hasan Balıkçı davasında Adalet istemektir denildi.

İvme Yayın Kurulu üyesi Ayhan Tuğcu Hasan Balıkçı’nın halkının, yoksulların, ezilenlerin yanında olan devrimci bir mühendis olduğunu, yaşamıyla, dürüstlüğüyle bir örnek teşkil ettiğini anlattı. Tuğcu ayrıca, saat 14.30’da Çukurova Halk Kültür Festivali kapsamında Kültür Sokakta İvme Dergisi olarak "Hasan Balıkçı Standı" önünde yapılacak söyleşiye çağrı yaptı.

Eşi Şengül BALIKÇI konuşması anında duygulu anlar da yaşandı. Şengül Balıkçı adalete güvenmediğini, zor olmasına rağmen Hasan Balıkçı’nın yolunda onunla beraber olduğunu belirtti. Mezar anmasının ardından Hasan Balıkçı anısına yapılan ve Adana-Yurt Mahallesi'nde Bulunan Hasan Balıkçı Parkı ziyaret edildi.

EMO Adana Şube aynı gün Ziraat Mühendisleri Odası toplantı salonunda Hasan Balıkçı anısına “Enerji Politikaları, Özelleştirme ve Kamu Mücadelesi” konulu panel düzenledi. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Prof. Dr. Yüksel AKKAYA ile EMO Genel Başkanı Musa ÇEÇEN’in konuşmacı olarak katıldığı panel’de Hasan Balıkçı nezdinde kamu mücadelesi anlatıldı. Saat 16.00’da başlayan panele 100’e yakın katılım oldu. Panel sonrasında İvme'nin Hasan Balıkçı ile ilgili 17 Nolu açıklaması katılımcılara dağıtıldı.

21 Ekim 2008 Salı

Açıklama No.17: Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı'nın Yolunda Mücadeleye Devam


18 Ekim 2002’de Şanlıurfa’da bölgesel Susurlukçular tarafından öldürülen devrimci mühendis Hasan Balıkçı mücadelemizde yaşıyor.
Hasan Balıkçı 1961 yılında Adana Seyhan ilçesine bağlı Kayışlı köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdikten sonra orta ve lise eğitimini Adana merkezde tamamladı. Dar gelirli, dokuz çocuklu bir ailedendi. Yüksek öğrenimine İstanbul’da devam ederken zor koşullarda hem okuyor hem de çalışıyordu. Zaten daha ilkokul çağına bile gelmeden Çukurova’nın tarlalarında ırgat olarak çalışmaya başlamıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1987 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül 1980 açık faşizmi üniversite öğreniminin gecikmeyle bitmesine neden oldu. 1988 yılında mücadele ve okul arkadaşı Şengül ile evlendi. Öldürüldüğünde büyük kızı Açelya dokuz, küçük kızı Ayça İdil ise iki yaşındaydı.
1989 yılında TEK’te çalışmaya başladı, ilk görev yeri olan Ağrı’da dört yıl kaldı. 1993 yılında Adana TEDAŞ’ta göreve başladı.
Hasan Balıkçı, lise yıllarında başladığı hak ve özgürlükler mücadelesini öldürüldüğü güne kadar onurlu bir şekilde devam ettirmiştir. Üniversite yıllarında 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneklerinin kurulmasında devrimci bir öğrenci olarak, doksanlı yılların başında da kamu emekçilerinin örgütlenmesinde öncülük eden devrimci bir mühendis olarak çalıştı. Enerji-Yapı-Yol-Sen’in kurucularından biri olarak devrimci sendikacılığın onurlu bir temsilcisi idi. 1998-2002 yılları arasında EMO Adana Şubesi yönetiminde saymanlık görevi ve TMMOB İKK sekreterliği görevini başarıyla yaptı.
Balıkçı’nın örnek davranışları ve ikna yeteneği sayesinde düşmanları bile ona saygı gösterirdi. Halkını anlayan ve bıkmadan bilinçlendirmeye çalışan Hasan Balıkçı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde hep ön saflarda yer almış, ülkemizdeki faşist baskı ve katliamlara sessiz kalmamış, onurlu bir devrimci olarak sürekli halkının ve haklının yanında yer almıştır. Özellikle cezaevlerindeki siyasi tutsaklara karşı yapılan hak gasplarına karşı onlarla dayanışmayı bir görev olarak algılamış, bu nedenle defalarca soruşturmaya ve disiplin cezalarına uğramıştır.
Adana TEDAŞ’ta görev yaptığı son yılda büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının denetim mühendisi olmuştur. Büyük sanayi kuruluşlarına kaçak elektrik kullanmalarından dolayı büyük cezalar kesmiş, fabrikaların elektrik sayaçlarını fabrika dışına aldırmış ve bunun neticesinde TEDAŞ zarar eden bir kuruluş olmaktan kurtulmuştu. Fabrika sahiplerinin eski işleyişe dönebilmek için teklif ettikleri büyük miktarlarda rüşvetler, her onurlu devrimcinin yapacağı gibi Balıkçı tarafından da reddedilmişti. Tehdit edilmiş, aldırmamış, doğru bildiği yolda devam etmiştir. Durumdan rahatsız olan fabrika patronları hem siyasal güçlerini kullanarak hem de rüşvet çarkından nemalanmak isteyen TEDAŞ üst yönetimindeki kimi yöneticilerle işbirliğine girerek, Hasan Balıkçı’yı Urfa’ya sürgün ettirdiler. Sürgünden 45 gün sonra da Bölgesel Susurlukçular tarafından Balıkçı, 18 Ekim 2002 tarihinde katledildi.
Hasan’ın bu onurlu duruşu çoğu zaman insanlarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Nasıl oluyor da sisteme, düzene karşı mücadele eden bir insan, devletin kurumu olan TEDAŞ elektriğinin yağmalanmasına hayatı pahasına göz yummamıştır. Hayatta iken sorulduğunda Hasan “Bakın... Şu gördüğünüz fabrikalardan sadece biri, şu yoksul beş mahalleden fazla elektrik harcar, fakir, yoksul halk elektrik parasını ödüyor da patronlar neden ödemesin, fatura yoksul halka kesiliyor” derdi. Devrimci olmanın ölçütü de bu ve benzeri her türlü haksızlığa her koşulda karşı çıkmaktı Hasan için. Onurla gururla söyleyebiliriz ki sadece devrimci insanlar ülkesi ve halkı için karşılıksız mücadele eder.
Hasanın cenazesi binlerce seveni tarafından kaldırıldı ve denilebilir ki 12 Eylülden sonra Adana da ilk defa bir cenaze bu kadar insan tarafından sahiplenildi. Kiralık katiller tesadüf olarak Urfa da yakalandı cinayeti azmettiren patronun ismini itiraf ettiler ve duruşma süreçleri başladı. Başta Hasan’ın sevenleri, EMO, Devrimci dostları ve ailesinin kamuoyu yaratması neticesinde altı ay sonra bir patron tutuklandı ve diğer çete üyelerine dokunulmadı. TEDAŞ müdürünün bu organizasyonda olduğu avukatlar tanıklar ve belgelerle ispatlamasına rağmen TEDAŞ ve bağlı olduğu bakanlık duruşmalara müdahil olmadı. Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Yargıtay davayı iki defa bozdu. Altıncı yılda dava hala devam ediyor. EMO, devrimci arkadaşları, ailesi ve eşi zor koşullarda her ay Urfa’ya bu duruşmalara gidiyor. Mahkeme ise bırakın bölgesel Susurluk'u ortaya çıkartmayı suçu sabit görülmüş ve hüküm verilmiş davayı sonuçlandıramıyor.
Bizler bir kez daha Hasan Balıkçı nezdinde halka dönük tüm katliamlar için adalet istemeye devam ediyoruz. Balıkçı’nın bizlere bıraktığı onurlu, yurtsever, devrimci mücadeleyi devam ettireceğimize söz veriyoruz. Devrimci mühendis Hasan Balıkçı yolumuzu aydınlatıyor.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA NO.16: Makina Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası Yöneticileri TMMOB Genel Kurul Kararlarını Tanımıyor


Mayıs 2008 de yapılan TMMOB 40. Genel Kurulu, 60. Hükümetin AKP’li beş mühendis bakanının üyeleri oldukları odaların onur kurullarına sevk edilmesine karar vermişti. TMMOB Genel Kurul kararın tam metni aşağıdadır:

"60. Cumhuriyet Hükümeti‘nin mühendis kökenli Bakanlarından, Metalurji Mühendisi Hilmi Güler (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İnşaat Mühendisi Faruk Nafiz Özak (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Gemi Mühendisi Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı), Makina Mühendisi Mehmet Zafer Çağlayan (Sanayi ve Ticaret Bakanı) ve İnşaat Mühendisi Veysel Eroğlu (Çevre ve Orman Bakanı) Bakanlık görevlerini yürütürken, doğal kaynaklarımızın ve doğal varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi ve bu alanda kamusal ve toplumsal yararın öne çıkarılması yerine, bilime, tekniğe, mühendisliğin evrensel ilke ve doğrularına ve meslek etiğine aykırı uygulamaları ile doğal kaynaklarımızın yönetimi ve işletiminde, doğal varlıklarımızın, çevrenin, tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara taşınması süreçlerinde, tam anlamı ile bir yağma ve tahrip etme döneminin önünü açan karar ve uygulamaların öznesi olmuşlardır. Bu noktada ve konumda bulunan, yukarıda isimleri ve meslekleri belirtilen mühendis kökenli Bakanların, TMMOB Yasası ve TMMOB‘nin ilgili Yönetmelikleri gereğince, üyesi bulundukları Oda‘ların Onur Kurulları‘na, ODA‘LARINDAN İHRAÇ talebi ile sevk edilmeleri hususunda 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine,”

TMMOB Genel Kurul kararı bu kadar açık bir şekildeyken, İMO ve MMO yöneticileri, birbirinin adeta karbon kopyası olarak kaleme alınmış yönetim kurulu kararlarıyla bu genel kurul kararını uygulamayacaklarını ilan etmişlerdir. Bunu yaparken de TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. maddesine sığınmaya çalışmışlardır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12 maddesi ise aşağıdaki şekildedir:


"Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (on beş) günlük bir süre tanınması zorunludur."

Disiplin yönetmeliği, oda yönetimine bir üyeyle ilgili bir şikayet gelmesi veya bir üyenin mesleki konuda yönetmeliklere aykırı davranması durumunda, bu konu hakkında bir ilk inceleme yapması ve onur kuruluna sevk edilip edilmemesine karar vermesi yetkisi vermektedir. Oysa genel kurula gelen önergeler çerçevesinde yapılan tartışmalar sonrasında adı geçen mühendis beş bakanın onur kurullarına sevki zaten karar altına alınmış durumdadır. Oda yönetim kurulları bu kararları tartışamadan uygulamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra bir disiplin cezasına gerek olup olmadığına karar verecek olan organ onur kurulunun kendisidir. Ayrıca, oda yönetim kurulları bir ilk inceleme veya soruşturma yapmaya kendilerini yetkili görseler bile, ilgiliye kendisine yöneltilen suçun bildirilmesinin ve yazılı savunma istenmesinin zorunlu olduğu yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir.
Genel Kurul kararı ve disiplin yönetmeliğinin 12. maddesi bu kadar açık ve net olarak ortadayken, İMO ve MMO yönetim kurulları, yönetmelikteki ön inceleme tanımlaması arkasına gizlenerek, fakat adı geçen bakanlardan savunma istemeyip 12. maddeyi de ihlal ederek, AKP’li bakanlar adına adeta savunma kaleme almışlardır.
Bu İMO ve MMO yöneticilerine göre, AKP’li bakanlar, 1950’lerden beri uygulanan ve ülkemizi ve kaynaklarımızı emperyalist sömürüye açan politikaların yalnızca “masum” uygulayıcısıdırlar. Yani bu politikaları, ilk bu AKP’li bakanlar yürürlüğe koymadıkları ve bu gün “çaresiz” durumda bu politikaları uyguladıkları için, ülke kaynaklarımızın emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinden sorumlu tutulamazlar. İMO ve MMO yöneticilerine göre, bu tür suçlamalar bu “masum” beş bakan için “abartılı” suçlamalardır.
İMO ve MMO yöneticileri mantık sınırını öyle bir zorlamışlardır ki, onların mantığına göre, ülkemizi talana ve halkımızı yoksulluğa mahkum eden politikalardan bugün için herhangi bir politikacıyı suçlamak dahi mümkün değildir. Bir adım daha ileri gidilse, sorumlusu ortada olmayan bu politikalara dahil olmakta da bir sakınca yoktur. Nasılsa sorumlular ta 50–60 yıl öncesinin politikacılarıdır. O halde, nasılsa bu politikalar yürürlükte olduğuna göre, AB projeleri içinde yer alınabilir, hatta bu projeler için AB fonlarından bile yararlanılabilinir. Ve hatta henüz yeni sömürüye açılan mühendislik hizmet alanlarında da, yetkinlik, uzmanlık veya yetkili mühendislik gibi projelerle bu politikaların bir bileşeni bile olunabilir. Bu mantığa göre, sistemin tüm kurumları da “masum” kabul edilebilir ve bu kurumların iftar yemeklerinde de boy göstermekte sakınca yoktur.
Tüm bunlar yapılırken de, bunların Teoman Öztürk’ün çizgisinin devamı olduğu iddia edilebilir. Emperyalist sömürüye karşı çıkanlar ise, İMO karar metninde yazıldığı gibi, “1970’ler ve özellikle de Teoman ÖZTÜRK döneminden beri TMMOB’nin izlediği geleneksel çizgiden ciddi bir sapma olarak” değerlendirilebilir.
İMO yöneticilerinin karar metinlerinde yazmış oldukları gibi, “Bu Genel Kurulda gerek TMMOB’nin iç yaşamı gerekse izlediği geleneksel toplumcu, devrimci, demokrat, yurtsever bağımsız çizgide bir iç “kırılma” yaşanmıştır.”
Fakat bu kırılma, TMMOB genel Kurul kararını uygulamak yerine, “ilk inceleme” adı altında AKP’li bakanlar adına savunma metinleri yazan ve TMMOB’yi sistemin bürokratik bir kurumu durumuna getirmeye çalışan ve ne yazık ki şu anda etkin bir şekilde yönetimlerde bulunan anlayış ile; devrimci, demokrat, yurtsever mühendis, mimar kitlesi arasında yaşanmıştır.
Şimdi bu konu İMO ve MMO Onur Kurullarının görev alanına girmiş durumadır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 6/b maddesine göre İMO ve MMO onur kurulları, TMMOB’nin devrimci, demokrat, yurtsever tabanının konuya ilişkin itirazını ele almak zorundadır.
Devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME dergisi olarak konunun takipçisi olacağımızı ve TMMOB’yi geri bir çizgiye çekmeye çalışanlardan TMMOB platformlarında hesap soracağımızı ilan ediyor, tüm sağduyulu TMMOB üyelerini göreve çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No.15: TMMOB Yöneticileri Emniyet Müdürünün Verdiği İftara Katılıyor


Ankara Emniyet Müdürü tarafından verilen iftar yemeğine TMMOB Yönetim Kurulu üyesi de katıldı.

10 Eylül 2008 tarihinde Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, Ankara Liman Restorant’ta bir iftar yemeği verdi. Yaklaşık 120 kişinin hazır bulunduğu iftar davetinde KESK ve İHD’nin de içinde bulunduğu kurumlar arasında TMMOB de yönetici düzeyinde temsil edildi.
İlk bakışta, resmi bir kurum tarafından verilen bir iftar yemeğine protokol kapsamında bir temsilci gönderilmesi olağan ve sıradan bir olay gibi gelebilir. Fakat konu biraz daha irdelenirse, bu durumun TMMOB yönetim anlayışında son 8-10 yıldır yaşanan dönüşümün yeni bir halkası olduğu hemen anlaşılır. Önce “böyle bir iftar yemeğine katılmak ne anlama gelmektedir” sorusunun yanıtını bulmak için biz de birtakım sorular soralım.

1. TMMOB’nin kendi etkinlik alanında iletişim içinde bulunabileceği kurumlar bellidir. Emniyet Müdürlüğü bu kurumlar arasında yer almakta mıdır? Aldığı düşünülüyorsa bunun gerekçesi nedir?
2. Kendini her açıklamasında halktan ve emekten yana bir örgüt olarak tanımlayan ve belli bir dünya görüşü olduğunu vurgulayan TMMOB yöneticilerinin, emeğin haklarını korumak isteyen her kişinin ve her eylemin karşısında yer alan Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bir davete katılması ne anlama gelmektedir?
3. Hem emek karşıtı saflarda yer alan Emniyet Müdürlüğü ve TOBB gibi kurumlar ile aynı sofraları paylaşıp, hem de bu kurumları karşısına alarak verilmesi kaçınılmaz olan hak mücadelesini TMMOB nasıl verecektir?

Kendilerini demokratlığın ve laikliğin savunucusu olarak gösteren TMMOB etkin yönetim anlayışının artık Emniyet’in iftar yemeklerinde bile boy göstermeye başlamaları ve bu davranışın oluşturduğu siyasal sorumluluk başta TMMOB Başkanı olmak üzere TMMOB Yönetim Kurulu’nun tümüne aittir.
Bu davranış, son TMMOB Genel Kurulu’nda hükümette yer alan TMMOB üyesi AKP’li bakanların, mesleki bilgi ve becerilerini suiistimal ettikleri gerekçesiyle meslekten men istemiyle Onur Kurulu’na gönderilmesi önerisine TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından karşı çıkılması ve Genel Kurulun aldığı karara karşın bu kararları uygulamama tavrıyla da örtüşmektedir.
1 Mayıs’larda bağlı Odaları’nın binalarını basan, üyelerine saldıran Emniyet Müdürlüğü mensuplarıyla aynı sofrada iftar yapmakla, bu uzlaşmacılıkla, bu icazetçi anlayışla TMMOB yönetimi neyin mücadelesini vermeyi düşünmektedir? Bu davranışı, sürekli gururla söz ettikleri TMMOB’nin şanlı tarihi içinde nereye oturtmaktadır?
Bizler, TMMOB’yi sistemin herhangi bir bürokratik kurumu gibi yönetmeye çalışan yönetim anlayışını şiddetle kınıyor, tüm devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancıları görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA 14: 19 EYLÜL 1979 - TMMOB Tarihinde Unutulan Bir Gün



19 Eylül 1979, devrimci mühendis ve mimarların gerçekleştirdiği bir günlük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB tarafından, 54 ilde 736 işyerinde 100 binden fazla mühendis ve mimarın katılımıyla gerçekleştirilen büyük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günüdür.

1954 yılında Menderes hükümeti tarafından sistemin bürokratik bir kurumu olarak kurulan TMMOB, ülkemizde yükselen toplumsal muhalefete paralel olarak, 1973 yılından itibaren devrimci, demokrat, yurtsever mühendis ve mimarların yönetimlere gelmesiyle birlikte önemli bir dönüşüme uğramıştır. Bu tarihten itibaren, TMMOB sistemin kendisine yüklemeye çalıştığı rolleri reddederek kendini doğal olarak emekten ve halktan yana bir örgüt olarak tanımlamış ve bir yandan mühendis ve mimarların özlük haklarına sahip çıkarken, diğer yandan yükselen toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni olmuştur.

1970’li yılların sonuna doğru ekonomik koşullar ağırlaşmış, dolar karşında TL önce Şubat 1978’de %38 ve ardından Eylül 1979’da %32 devalüe edilerek toplam %82 değer kaybına uğramıştır. Ülkemizin ekonomisine uluslararası emperyalist tekeller adına IMF tarafından müdahale edilmeye başlanmış, hak arama mücadelesi ise her gün onlarca kişinin hayatını yitirdiği faşist saldırılarla bastırılmaya çalışılmıştır.

Böyle bir ortamda, tüm emekçi halkımızla birlikte mühendis ve mimarlar da hızla yoksullaştırılmıştır. Artık devrimciler tarafından yönetilen TMMOB bu süreçte kendi doğal ve toplumsal görevini yapmak üzere harekete geçerek siyasal iktidara karşı bir hak arama mücadelesi başlatmıştır.

1979 yılında yapılan TMMOB Genel Kurulu ve ardından yapılan Danışma Kurulu toplantılarında alınan kararlar doğrultusunda önce 29 Haziran 1979’da 18 ildeki 134 işyerinde toplam 7500 mühendis ve mimarın işyerlerinde sorunları tartışmak üzere yarım günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından DİSK, TÖB-DER, TÜM-DER ve TÜTED’in katılımıyla geliştirilen ortak çalışma sonucunda işyeri ve bölge toplantılarıyla çalışmalar sürdürülmüştür.

Bu gelişmelerin ardından Teoman Öztürk’ün başkanlığını yaptığı TMMOB, 19 Eylül 1979 tarihinde ülke çapında bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Eylemin amacı TMMOB tarafından;

“Yaşamak, bilim ve tekniği emekçi halkının hizmetine sunmak isteyen Türkiye mühendis ve mimarları haklı isteklerini gerçekleştirmek için, bugüne dek, gerekli her şeyi yapmışlardır. Bugün haklı isteklerini gerçekleştirecek konum ve etkinliktedirler.
Türkiye mühendis ve mimarları gerek tek başlarına gerekse diğer çalışanlarla birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmeye kararlıdırlar ve bu yolda bugün her zamankinden daha da güçlüdürler.
Gerek diğer çalışanların da desteğini alarak sürdürdüğümüz iç çalışmalarımızın; mutlaka başarıya ulaşacağına inanıyoruz.
Haklarımızı elde etme yolunda verdiğimiz ve güçlendirerek vereceğimiz mücadeleler sırasında gelen ve gelecek olan baskı ve saldırıların bizleri yıldırmayacağı konusunda kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”
sözleriyle açıklanmıştır.

19 Eylül 1979 eylemi dönemin Ecevit hükümeti tarafından yasadışı ilan edilirken, eylem, 54 ildeki 736 işyerinde 100 bini aşkın mühendis ve mimarın iş bırakmasıyla, büyük bir başarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından kamuda çalışan birçok TMMOB üyesi ve yöneticisi kovuşturmaya uğramış ve işten el çektirilmiştir.

Bu büyük eylemin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ise, 19 Eylül eylemi nedeniyle başta TMMOB başkanı Teoman Öztürk olmak üzere TMMOB yöneticileri Anayasayı tebdil, tadil ve ilga suçunu işledikleri gerekçesiyle idamla yargılanmış ve yıllarca hapis yatmışlardır.
19 Eylül eylemiyle ilgili olarak o tarihte TMMOB başkanı Teoman Öztük tarafından bu eylem,

19 EYLÜL EYLEMİ, TÜM EMEKÇİLERİN VE ÖRGÜTLERİNİN FİİLİ BİRLİKTELİĞİNİN BİR SİMGESİDİR, GELECEĞE IŞIK TUTACAKTIR, MÜCADELEDE ÖNEMLİ BİR ADIMDIR.

sözleriyle anlatılmış olsa da, bu tarihten sonra geçen 29 yıl boyunca bu büyük eylem, bugüne kadar, TMMOB yöneticilerince bir daha hatırlanmamış ve gündeme getirilmemiştir. Bunda, 12 Eylül döneminin baskıcı koşulları kadar, bugün artık TMMOB’yi yeniden sistemin bürokratik bir kurumu haline getirmeye çalışan TMMOB yöneticilerinin 19 Eylül’ü hatırlamak ve hatırlatmak istememeleri de etkilidir.
Fakat devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancılar elbette kendi örgütlerinin tarihine ve bu tarihin öğrettiği mücadele anlayışına sahip çıkacak ve TMMOB’yi yeniden emekten ve halktan yana bir mücadele örgütü haline dönüştüreceklerdir.

+ İVME Dergisi olarak TMMOB’nin mücadele tarihini unutturmayacağız ve TMMOB’yi yeniden toplumsal mücadelenin bir parçası yapma uğraşımızdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.

Sözlerimizi, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günü olan 19 Eylül 1979 eylemiyle ilgili olarak, Başkanımız Teoman Öztürk’ün sözleriyle bitiriyoruz.

YAŞASIN 19 EYLÜL DİRENİŞİMİZ...
SELAM 19 EYLÜLÜ GERÇEKLEŞTİRENLERE...
SELAM GELECEK 19 EYLÜL’LERE...

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

27 Eylül 2008 Cumartesi

TMMOB


ivmeSayi5_w300

Biraz uzunca bir aradan sonra ve gerçekten yorucu bir çalışmanın ardından sizlere dergimizin beşinci sayısını sunmanın keyifli yorgunluğunu yaşıyoruz. Son dokuz ayı kapsayan zaman diliminde, şubeler ve odaların genel kurul süreçlerinin yaşanması ve dergi yayın kurulu üyelerimiz ile tüm dergi okurlarımızın aynı zamanda TMMOB içinde Oda ve seçim çalışmalarında da yer alması bu gecikmenin önemli nedenlerinden birini oluşturdu. Öte yandan bu sayımızın konusunun kendi örgütümüz olması da bizi daha titiz bir çalışma yapmaya zorladı. Elbette ülkemizin toplumsal mücadele tarihinde önemli yeri olan TMMOB örgütlülüğünü değerlendirmeye, bir dergi sayısının yetmeyeceğini biliyoruz. Bu nedenle amacımız bu sayı ile tartışmayı başlatmak, Yetkin Mühendislik Kampanyası benzeri bir kampanyayla birçok ilde tartışmayı sürdürmek ve tüm okuyucularımızdan da katkı beklediğimiz TMMOB konusunda ikinci bir sayı yayımlamak...

İçindekiler...


merhaba(3)

dünyada ve ülkemizde mühendislik mimarlık(5)

mühendislik etiği(11)

tmmob(16)

19 eylül 1979:tmmob tarihinde önemli bir gün(36)

antiemperyalist tavır(38)

sivil toplum?...(45)

tmmob ve fon kullanımı(50)

tmmob örgütlülüğü ve mücadele anlayışı(58)

su hakkı mücadelesi ve tmmob(70)

tmmob ve öğrenci üye örgütlülüğü(75)

kadın mühendislerin sorunları ve tmmob(80)

tmmob 2007 etkinliklerinin sonuç bildirgeleri(84)

dünya mühendislik örgütlerine kısa bir bakış(86)

oda genel kurul değerlendirmeleri(93)

deneme(102)

açıklamalar(104)

sansürlü bildiri(106)

alev şahin'e özgürlük(112)

mektup(114)

www.ivmedergisi.com