23 Mart 2010 Salı

TMMOB Yüksek Onur Kurulu'nun Verdiği Karar Protesto Edildi



İMO Onur Kurulu'nun +İvme Dergisi yayın kurulu
üyelerine verdiği süreli meslekten men cezasını TMMOB Yüksek Onur Kurulu
onayladı. Bu hukuksuzluğu protesto etmek ve bundan sonraki sürecin
takipçisi olacaklarını dile getirmek için bir araya gelen +İvme Dergisi
yayın kurulu üyeleri, emekçileri ve okurları 13 Mart 2010 tarihinde İMO
Binası önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Yaklaşık 30 kişinin
katıldığı açıklamada verilen karar "TMMOB'da Demokrasi İstiyoruz",
"Soruşturma Terörüne Son", "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Mühendisiz
Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz"
sloganlarıyla protesto edildi.


Aynı saatlerde İMO Teoman Öztürk salonunda devam eden
İMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu'nu takip eden delegelerin yoğun ilgi
gösterdiği ve alkışlarla desteklediği basın açıklamasına ODTÜ İnşaat
Mühendisliği öğrencileri de destek verdi. Açıklama sonrası okunan metin
delegelere ulaştırıldı. Basın açıklaması sonrası +İvme Dergisi standına
gelen birçok delege, hem cezalarla hem de son dönemde İMO Ankara
Şube'sinde yaşanan antidemokratik süreçle ilgili bilgi istedi.


Açıklamada okunan metin şu şekildedir:


Basına ve Kamuoyuna,


TMMOB'DE HUKUKSUZLUK SÜRÜYOR

14 Mart 2009 tarihinde bildiri dağıtan ODTÜ'lü
öğrenci üyelere İMO Genel Merkez ve Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri
tarafından saldırılması, sonrasında hiçbir savunma hakkı tanınmadan
Yönetim Kurulu kararıyla öğrencilerin öğrenci üyelikten atılmasıyla
başlayan, YK üyelerinin devrimci demokrat mühendislere hakaretleriyle
devam eden, 3 Haziran'da İMO Ank. Şb. Küçük Kurulu'nda yaşanan kavga ve
11 Haziran'da İMO önünde TMMOB, MMO ve İMO Yönetim Kurulu başkanlarının
gözleri önünde devrimci demokrat mühendislere ve öğrencilere bıçaklı
linç girişimiyle daha da boyutlanan antidemokratik süreç, devrimci
demokrat mühendislere açılan soruşturmalarla devam etmişti. Birisi
yutdışında, ikisi İstanbul'da bulunan beş yayın kurulu üyemize İMO
Yönetiminin açtığı soruşturmalar İMO Onur Kurulu tarafından kısa sürede
sonuçlanmıştı.


İMO Onur Kurulu +İvme Dergisi yayın kurulu üyelerini;
bildiri hazırlama ve dağıtma, bildiri dağıtmak için izin almama,
dergimiz adına yayınlanan açıklamalardaki amaç ve kasıt, 3 Haziran 2009
tarihinde gerçekleşen küçük kurul toplantısında fiziki saldırıda bulunma
gibi suçlardan(!) yargılamıştı. Sonuç olarak +İvme dergisi yayın kurulu
üyelerinden İrem Yüksekol'a meslekten 15 gün, İsmail Ozan Demirel'e
meslekten 6 ay men cezası vermişti.


İtirazımız üzerine TMMOB Yüksek Onur Kuruluna giden
cezalar, Yüksek Onur Kurulu tarafından aynı ilkel intikamcılık ve aynı
hukuksuzlukla onaylanmıştır. Kararın onaylanışında yayın kurulu
üyelerimize herhangi bir savunma hakkı dahi verilmeksizin yargısız infaz
yapılmıştır. Maalesef bu tavır bize hiç de yabancı değildir. Bu tarz
yargılama yöntemlerinin kimin tarafından kullanıldığı ise herkes için
gayet açıktır.


Bugüne kadar mesleğini kötüye kullanan, meslek
etiğini hiçe sayarak kişisel rant sağlayan, depremde onbinlerce insanın
yaşamına mal olan binaları yapan, rüşvet alan, rüşvet veren sayısız
mühendise karşı üç maymunu oynayan, TMMOB Genel Kurulu'nda onaylanan
AKP'li bakanların Onur Kuruluna verilmesine ilişkin karara dönük hiçbir
şey yapmayan yönetim kurulu ve onur kurulu üyeleri devrimci demokrat
mühendislere karşı aslan kesilmiş, cezalar yağdırmışlardır.


Cezalar TMMOB Disiplin Yönetmeliği'nin “temelsiz
suçlamalarla mesleği, meslek mensuplarını ya da TMMOB, Odalar ya da
bunların alt birimlerini kamuoyunda küçük düşürmek ya da etkinliklerini
engellemek” maddesine dayandırılarak verilmiştir. Oysa asıl temelsiz
olan İMO yönetimini yayın kurulu üyelerimize yönelttiği suçlamalardır.
Hatta suçlamalar o kadar temelsizdir ki ortada bir suç unsuru
bulunmadığı için soruşturma metni kişilerin suçlanış gerekçeleri yerine
dergimizin tüzel kişiliğini sorgulamaya dönük hazırlanmıştır. Odaları
kamuoyunda küçük düşürenler ise üyelerine odanın önünde eli bıçaklı
serserileri saldırtanlar, küçük kurul toplantılarına üyelerini sokmamak
için özel güvenlik tutanlar, biz kararlı tavrımızı sürdürünce de her
defasında devletin emniyet kuvvetlerinden destek isteyenlerdir.


+İvme Dergisi yayın kurulu üyesi olmanın, başka bir
deyişle TMMOB etkin yönetim anlayışına muhalif olmanın sorgulandığı bu
“sıkıyönetim zihniyetli” soruşturma sonucu verilen cezalarla TMMOB,
üyelerine düşüncelerinden dolayı ceza vererek tarihinde bir ilki
gerçekleştirmiştir. Bu karar TMMOB'de iktidar olanakları kullanılarak
muhaliflere karşı girişilen tasfiyenin boyutlarını da açıkça
göstermektedir.


Demokrasiden iyice uzaklaşmış bir yönetim anlayışına
karşı, muhalif düşüncelerimizi dile getirmek için demokratik ortamlar
yaratmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Verdiğiniz ve vereceğiniz hiçbir ceza,
bizleri mücadelemizden alıkoyamayacaktır.


TMMOB'da Demokrasi İstiyoruz

Soruşturma Terörüne Son

Baskılar Bizi Yıldıramaz

Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz


MÜHENDİSLİK, MİMARLIK VE PLANLAMADA +İVME DERGİSİ

TMMOB Yüksek Onur Kurulu'nun Verdiği Karar Protesto Edildi



İMO Onur Kurulu'nun +İvme Dergisi yayın kurulu
üyelerine verdiği süreli meslekten men cezasını TMMOB Yüksek Onur Kurulu
onayladı. Bu hukuksuzluğu protesto etmek ve bundan sonraki sürecin
takipçisi olacaklarını dile getirmek için bir araya gelen +İvme Dergisi
yayın kurulu üyeleri, emekçileri ve okurları 13 Mart 2010 tarihinde İMO
Binası önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Yaklaşık 30 kişinin
katıldığı açıklamada verilen karar "TMMOB'da Demokrasi İstiyoruz",
"Soruşturma Terörüne Son", "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Mühendisiz
Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz"
sloganlarıyla protesto edildi.


Aynı saatlerde İMO Teoman Öztürk salonunda devam eden
İMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu'nu takip eden delegelerin yoğun ilgi
gösterdiği ve alkışlarla desteklediği basın açıklamasına ODTÜ İnşaat
Mühendisliği öğrencileri de destek verdi. Açıklama sonrası okunan metin
delegelere ulaştırıldı. Basın açıklaması sonrası +İvme Dergisi standına
gelen birçok delege, hem cezalarla hem de son dönemde İMO Ankara
Şube'sinde yaşanan antidemokratik süreçle ilgili bilgi istedi.


Açıklamada okunan metin şu şekildedir:


Basına ve Kamuoyuna,


TMMOB'DE HUKUKSUZLUK SÜRÜYOR

14 Mart 2009 tarihinde bildiri dağıtan ODTÜ'lü
öğrenci üyelere İMO Genel Merkez ve Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri
tarafından saldırılması, sonrasında hiçbir savunma hakkı tanınmadan
Yönetim Kurulu kararıyla öğrencilerin öğrenci üyelikten atılmasıyla
başlayan, YK üyelerinin devrimci demokrat mühendislere hakaretleriyle
devam eden, 3 Haziran'da İMO Ank. Şb. Küçük Kurulu'nda yaşanan kavga ve
11 Haziran'da İMO önünde TMMOB, MMO ve İMO Yönetim Kurulu başkanlarının
gözleri önünde devrimci demokrat mühendislere ve öğrencilere bıçaklı
linç girişimiyle daha da boyutlanan antidemokratik süreç, devrimci
demokrat mühendislere açılan soruşturmalarla devam etmişti. Birisi
yutdışında, ikisi İstanbul'da bulunan beş yayın kurulu üyemize İMO
Yönetiminin açtığı soruşturmalar İMO Onur Kurulu tarafından kısa sürede
sonuçlanmıştı.


İMO Onur Kurulu +İvme Dergisi yayın kurulu üyelerini;
bildiri hazırlama ve dağıtma, bildiri dağıtmak için izin almama,
dergimiz adına yayınlanan açıklamalardaki amaç ve kasıt, 3 Haziran 2009
tarihinde gerçekleşen küçük kurul toplantısında fiziki saldırıda bulunma
gibi suçlardan(!) yargılamıştı. Sonuç olarak +İvme dergisi yayın kurulu
üyelerinden İrem Yüksekol'a meslekten 15 gün, İsmail Ozan Demirel'e
meslekten 6 ay men cezası vermişti.


İtirazımız üzerine TMMOB Yüksek Onur Kuruluna giden
cezalar, Yüksek Onur Kurulu tarafından aynı ilkel intikamcılık ve aynı
hukuksuzlukla onaylanmıştır. Kararın onaylanışında yayın kurulu
üyelerimize herhangi bir savunma hakkı dahi verilmeksizin yargısız infaz
yapılmıştır. Maalesef bu tavır bize hiç de yabancı değildir. Bu tarz
yargılama yöntemlerinin kimin tarafından kullanıldığı ise herkes için
gayet açıktır.


Bugüne kadar mesleğini kötüye kullanan, meslek
etiğini hiçe sayarak kişisel rant sağlayan, depremde onbinlerce insanın
yaşamına mal olan binaları yapan, rüşvet alan, rüşvet veren sayısız
mühendise karşı üç maymunu oynayan, TMMOB Genel Kurulu'nda onaylanan
AKP'li bakanların Onur Kuruluna verilmesine ilişkin karara dönük hiçbir
şey yapmayan yönetim kurulu ve onur kurulu üyeleri devrimci demokrat
mühendislere karşı aslan kesilmiş, cezalar yağdırmışlardır.


Cezalar TMMOB Disiplin Yönetmeliği'nin “temelsiz
suçlamalarla mesleği, meslek mensuplarını ya da TMMOB, Odalar ya da
bunların alt birimlerini kamuoyunda küçük düşürmek ya da etkinliklerini
engellemek” maddesine dayandırılarak verilmiştir. Oysa asıl temelsiz
olan İMO yönetimini yayın kurulu üyelerimize yönelttiği suçlamalardır.
Hatta suçlamalar o kadar temelsizdir ki ortada bir suç unsuru
bulunmadığı için soruşturma metni kişilerin suçlanış gerekçeleri yerine
dergimizin tüzel kişiliğini sorgulamaya dönük hazırlanmıştır. Odaları
kamuoyunda küçük düşürenler ise üyelerine odanın önünde eli bıçaklı
serserileri saldırtanlar, küçük kurul toplantılarına üyelerini sokmamak
için özel güvenlik tutanlar, biz kararlı tavrımızı sürdürünce de her
defasında devletin emniyet kuvvetlerinden destek isteyenlerdir.


+İvme Dergisi yayın kurulu üyesi olmanın, başka bir
deyişle TMMOB etkin yönetim anlayışına muhalif olmanın sorgulandığı bu
“sıkıyönetim zihniyetli” soruşturma sonucu verilen cezalarla TMMOB,
üyelerine düşüncelerinden dolayı ceza vererek tarihinde bir ilki
gerçekleştirmiştir. Bu karar TMMOB'de iktidar olanakları kullanılarak
muhaliflere karşı girişilen tasfiyenin boyutlarını da açıkça
göstermektedir.


Demokrasiden iyice uzaklaşmış bir yönetim anlayışına
karşı, muhalif düşüncelerimizi dile getirmek için demokratik ortamlar
yaratmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Verdiğiniz ve vereceğiniz hiçbir ceza,
bizleri mücadelemizden alıkoyamayacaktır.


TMMOB'da Demokrasi İstiyoruz

Soruşturma Terörüne Son

Baskılar Bizi Yıldıramaz

Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz


MÜHENDİSLİK, MİMARLIK VE PLANLAMADA +İVME DERGİSİ

9 Mart 2010 Salı

Tarihte Bilim ve Mühendislik Paneli



Yöneten:Beno Kuryel
Konuşmacılar:Diyar Saraçoğlu, Mesut Yücel, İlker Kalaycı
Yer: Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu
Tarih: 10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 15:30

Ziraat Mühendisleri Odası'nda İşten Çıkarma




Odalarda haksız işten çıkarmalara her gün bir yenisi
ekleniyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası çalışanı Esra Demirkan hiç
bir gerekçe gösterilmeden işten atıldı.


TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası önünde dün saat
12:30'da Esra Demirkan bir basın açıklaması yaptı. Demirkan basın
açıklamasında 9 yaşında ki çocuğuna bakacak kimse olmadığı için yıllık
iznini kullanmak istediğini ancak işveren tarafından keyfi bir uygulama
ile yıllık izin verilmediğini; bunun üzerine 5 günlük sağlık raporu
aldığı ve rapor bitiminde işine geri döndüğü ve bu süre zarfında hiç
bir gerekçe gösterilmeden işten çıkarıldığını belirtti.


ZMO önünde yapılan basın açıklamasına TMMOB ve Bağlı
Odaları çalışanları yoğun bir katılım gösterdiler. İşten atılmaları
karınlarına koydukları yastık ve toplarla hamile taklidi yaparak ve
Yaşasın İşçilerin Birliği, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz, İş Emek Yoksa
Barış ta Yok sloganları atarak protesto ettiler.


Basın açıklamasında Kuralsız Güvencesiz Çalışmaya
Hayır, Güvenli İş Güvenli Gelecek, İşten Atılmalara Son, Yaşasın
İşçilerin Birliği dövizleri de taşıyan oda çalışanları; basın
açıklamasını bitiren Esra Demirkan'ın hemen ardından konuşmaya çalışan
ZMO yönetiminden Gökhan Günaydın alkış ve yuhalamalarla protesto
ettiler.


TMMOB ve Bağlı oda çalışanları dışında Eczacılar
Birliği, Ankara Tabip Odası, ASMMMO çalışanlarının da katıldığı basın
açıklamasına doksanı aşkın çalışan katıldı.


Basın metnini aşağıda okuyabilirsiniz.


İvme Dergisi



BASINA VE KAMUOYUNA

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nda 26 Haziran 1999
tarihinde başlamış olduğum görevim 04 Şubat 2010 tarihi itibari ile
hiçbir haklı gerekçe gösterilmeden, tamamen keyfi bir uygulama ile son
bulmuştur. İşten atılma sürecim şöyle gelişti;


Çalışmış olduğum 10 yıl 8 ay boyunca ne işimle, ne
de ODA Yöneticileri, ODA çalışanları, ODA üyeleri ve ODA görevimle
ilgili hiçbir sorunum olmamış; hakkımda soruşma açılmasını, savunmamın
alınmasını gerektirecek hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştır.


Çalışma hayatım boyunca, ailemden fedakarlık yaparak
işimi hep ön planda tutmuş, elimden gelenin fazlası ile işim için tüm
özeni göstermiş bulunmaktaydım.


9 yaşındaki oğlumun okulunun 23 Ocak ve 08 Şubat
2010 tarihleri arasında yarı yıl tatiline girmesinden dolayı, bu
tarihler arası 20 günlük yasal yıllık iznimin 13 gününü kullanma
talebim olmuş bu talebim Oda yönetimi tarafından olumsuz karşılanmıştır.


29 Ocak 2010 Cuma günü itibari ile 5 gün rapor almak
durumunda kalmış, izin alamadığım için mecbur rapor alacağım durumunu
da Oda Genel Sekreterleri ve ODA II. Başkanı'na daha önceden sözlü
olarak bildirmiştim.


Raporlu olduğum sürenin dolmasıile iş başı yaptığım
03 Şubat 2010 Çarşamba günü çalıştığım odadan bir masanın eksildiği ve
o masada oturan arkadaşın yerime oturduğunu gördüm. Oda Genel
Sekreteri'nin odasına gittiğimde sözlü olarak tarafıma “rapor almamın
sıkıntı yarattığı bundan dolayı 01 Şubat 2010 günü Yönetim Kurulu
toplantısı yapılarak ODA ile ilişiğimin bir sonraki gün olan 04 Şubat
2010 tarihi itibari ile kesilme kararı alındığı” söylendi ve alınan
kararın yazılı metni tarafıma teslim edildi.


İşyerimde çirkince masa eksiltilmesi yapılmış ilişik
kesilme tarihim bir gün sonrası olmasına rağmen çalışmış olduğumuz
programda yetkilerim kapatılmıştı.


Sözün bittiği yerdi…


Şuan 7.5 aylık hamileyim çalışmaya devam etseydim 15
Mart 2010 tarihi itibari ile doğum iznine ayrılacaktım. Son dönemde
işverenler tarafından emekçilere yönelik olarak uygulanan mobbing
(psikolojik şiddet, baskı, rahatsız etme veya sıkıntı verme) bir kez
daha Ziraat Mühendisleri Odası'nda karşımıza çıktı. İşveren emekten,
demokrasiden, işçiden yana tavır takındığını her yerde haykırırken, iki
ayı aşkın süre Ankara'da direniş destanı yazan TEKEL işçilerine destek
verdiklerini her yerde belirtirken ; sırf kadın olduğum, sırf hamile
bir kadın olduğum, sırf hamile bir kadın ve doğum iznine çıkacak bir
kadın olduğum için beni kendilerine yük görerek işten attılar.


10 yılıaşkın özverili çalışmamın mükafatının karşılığının böyle bir duruma maruz bırakılışımla sonuçlanması onurumu çok kırdı.


Çalışma hayatım boyunca bunu hak edecek ve en önemlisi böyle bir olayın olmasını yönetime düşündürecek hiçbir davranışım olmadı.


Bu karar ülkemizde birçok işyerinde olduğu gibi
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nda da yaşanan güvencesiz çalışmanın
bir sonucudur.


Herkesin bildiği gibi TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve
Şehir PlancılarıKurultayı
SonuçBildirgesi bir süre önce yayımlandı.
Orada bakın kadınların ezilmeleri, sömürülmeleri ile ilgili neler
belirtiliyor. Sonuç bildirgesinden bazı başlıklar şöyle; “Meslek sahibi
diğer kadınlar gibi mühendis, mimar ve şehir plancıları kadınların da
"kurtulmuş" oldukları varsayımı toplumda yaygın olarak kabul
görmektedir. Bu nedenle kadın mühendis, mimar ve şehir plancıların
cinsel, fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğrayabilecekleri
gerçeği görmezden gelinmektedir. İşini kaybetme kaygısı ya da diğer
nedenlerle çoğunlukla gizli kalan bu saldırılardan dolayı kadınlar
zarar görmekte ve çözüm konusunda yalnız kalmaktadır….


Bakım hizmetlerinin toplumsallaşmasıamacıyla, bebek
bakımüniteleri, kreş ve anaokulları, yaşlıve hasta bakım evleri,
gündüz ve gece bakım evleri ve bakım destek birimleri gibi hizmetler
kamusal olarak verilmelidir. İşyerlerinde kreş açılması için yalnız
kadın sayısı değil, tüm çalışan sayısı dikkate alınmalıdır. Yasalarda
bulunan anne ve baba için ücretli doğum izni ve emzirme izninin
ihtiyaçlara göre artırılması ve yine anne ve baba için ebeveyn izninin
yasalarla düzenlenmesi, kadınların doğum izni sırasındaki ücretlerinin
ve primlerinin tam ve eksiksiz ödenmesi için mücadele edilmelidir.”


Bir yandan TMMOB Kadın Kurultayı'nda hamile
kadınlara yönelik talepleri sıralayacaksınız, bir yandan kadının nasıl
ezildiğini ve iki kez hem evde hem iş yerlerinde ezildiğinden dem
vuracaksınız ama pratikte 7,5 aylık hamile bir işçi kadını işten
atacaksınız.


TMMOB Ziraat Mühendisleri Odasıvb. işyerlerinde
işten çıkarmaların son bulması için çözüm anayasal bir hak olan
sendikal örgütlenmeden geçmektedir.


Ziraat Mühendisleri OdasıYönetim Kurulu
Başkanlığı'na bir an önce işime geri dönmek istediğimi bildiriyor,
bunun için ne tür mücadele gerekiyorsa onu yapacağımı buradan bir kez
daha basına ve kamuoyuna açıklıyorum.


Saygılarımla,



ESRA DEMİRKAN


4 Mart 2010

Çevre Denetimi Yönetmeliği Söyleşisi







Tarih:

04.03.2010



Çevre Denetimi Yönetmeliği Söyleşisi
Yer: Dokuz Eylül ÜniversitesiÇevre Mühendisliği Bölümü Kantini
Tarih: 4 Mart 2010 Perşembe Saat: 12:15


İvme Genç

EMO İstanbul Şube'de 37. Genel Kurul Gerçekleştirildi



EMO İSTANBUL ŞUBE'DE 37.GENEL KURUL GERÇEKLEŞTİRİLDİ


EMO
İstanbul Şube'de 37. Genel Kurul ve yönetim kurulu seçimleri 20 – 21
Şubat tarihlerinde gerçekleştirildi.


Katılımı
Düşük Genel Kurul


20
Şubat Cumartesi günü PERPA Ticaret Merkezi'nde gerçekleştirilen genel
kurula katılım ve ilgi beklenenin altındaydı. Ankara'da TEKEL işçileri
için yapılan eylemle aynı güne denk gelen 37. Genel Kurul'a 126 delege
kayıt yaptırdı.


EMO
İstanbul Şubesi 36.Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay'ın açılış
konuşmasıyla başlayan genel kurulda, divan seçimlerinin yapılması ve
misafir konuşmacıların konuşmalarının akabinde Faaliyet raporu ve Mali
raporlar sunuldu. Mali raporun sunumunun ardından kurulun oturumuna ara
verildi.


Meslekte
Birlik
Provakasyonları


37.
Genel Kurul'un öğleden sonra yapılan oturumu, ağırlıklı olarak faaliyet
raporu üzerine yapılan “konuşmalar” bölümüyle geçti. Katılımcıların söz
alarak odayı değerlendirdikleri bu bölümde yirmiyi aşkın konuşmacı söz
aldı. AKP yandaşı “meslekte birlik” grubunun gelenekselleşen provokatif
konuşmalarına ve demokrat mühendislerin bu konuşmalara verdikleri
yanıtların yer aldığı bu bölümün ardından yapılan oylamada 36. Dönem
Yönetim Kurulu oy birliği ile aklandı. 36. Dönem Yönetim Kurulu adına
teşekkür konuşmasının Erhan Karaçay tarafından yapılmasının ardından,
dilek ve temenniler okundu ve 37.Genel kurul sonlandı.


“Kararsız”
Genel Kurul


Genel
Kurulun öğleden sonra yapılan oturumunun en önemli tartışması ise genel
kurula sunulan önergeler üzerineydi. EMO İstanbul Şube Ücretli Çalışan
ve İşsiz Mühendisler
Komisyonu'ndan genel kurula karara bağlanmak üzere
taşınan önergeler, odalardaki etkin yönetim anlayışı tarafından “önerge
komisyonlarının kurulmamış olması” bahanesiyle engellenmeye çalışıldı.
Usule dair yapılan tartışmaların ardından, yönetmelikler gereği, 36.
Dönem faaliyet raporuyla ilgili olan önergelerin divan tarafından
oylamaya sunulması, faaliyet raporu ile ilgili olmayan önergelerin ise
“dilek ve temenniler” bölümüne aktarılması konusunda görüş birliğine
varıldı. Ancak, bu görüş birliği de genel kurulun sonlarına doğru
“zamanın yetmemesi” bahanesiyle yok sayıldı. Komisyon tarafından genel
kurula getirilmiş olan önergelerin hepsi EMO Merkez Genel Kuruluna
götürülmek üzere “dilek ve temenniler” bölümüne aktarıldı. Böylelikle,
yaklaşık sekiz saat süren 37. Genel Kurul örgütle ilgili tek bir karar
alınmadan bitirilmiş olundu.


Seçimin
Galibi “Mavi Liste”


Elektrik
Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi seçimleri ise 21 Şubat 2010 Pazar
günü Karagözyan İlköğretim Okulu'nda yapıldı. EMO İstanbul Şubesi üyesi
2910 kişinin oy kullandığı seçimleri 1057 oya karşılık 1820 oy ile
seçime “mavi liste” ile katılan Demokrat Mühendisler kazandı.


Seçim
sonucunda 37. Dönem Yönetim Kurulu Asıl Üyeler şu isimlerden oluştu:
Erhan Karaçay, Beyza Metin, Nevzat Çeltek, Uğur Ateş Koç, Tigin Öztürk,
Özkan Karataş, İsa Güngör. Yönetim Kurulu Yedek Üyeler ise şu isimlerden
oluştu: Boran Başak Koç, Nihal Türüt, Mehmet Tirgil, Kazım Topaloğlu,
Özgür Sertaç Günay, Cenk Göçer, Nusret Gerçek.


İvme
Dergisi

2 Mart 2010 Salı

Üretmek...Tüketmek... Tükenmek





ÜRETMEK…

TÜKETMEK…

    TÜKENMEK…

İnsanlık tarihine bakıldığında, gelişmede en önemli etkenlerin büyük üretimler olduğu görülür. İnsanlık bu üretimin bir şekilde tüketilmesi süresinde gelişir ve şekillenir. Burada kastettiğimiz “üretim” günlük dilde basit anlamda kullandığımız üretim sözcüğü değildir. Üretim ile anlatmaya çalıştığımız, sözcüğün daha temel ve derin bir işlevidir. Bu noktada, “üretim” sözcüğüne yüklemeye çalıştığımız kavramı örneklerle açıklamaya çalışalım.

İnsanlık tarihinin en önemli aşamalarından birinin avcılık aşaması olduğu ve bu aşamaya geçişi, insanın alet kullanma ve bunu üretme becerisinin gelişmesinin belirlediği bilinmektedir. İşte bu aşamada, taşların ilk kez yontularak silah olarak avlanmada kullanılmaya başlanması, bizim burada tanımlamaya çalıştığımız üretimdir. Bu bir kez yapıldıktan ve kullanıldıktan sonra, benzer binlerce taşın silah olarak yontulması ve avlanmada kullanılması basit anlamda üretim olarak tanımlansa da, burada yüklediğimiz anlam itibarıyla, aslında bu temel üretimin yani bu bilginin tüketilmesinden ibarettir. Çünkü gelişmeyi sağlayan, ilk taşın silah olarak yontulması ve bunun başarılı bir şekilde ilk avda kullanılmasıdır. Bu üretimin geniş ölçekte tüketilmesi ise, o toplumun ihtiyaçlarını karşılayan basit üretim yani bu fikrin tüketilmesidir.

Bu anlatmaya çalıştığımız “üretim-tüketim” ilişkisini, yaşamın her alanında örneklemek olanaklıdır. Buharın sahip olduğu ısıl enerjinin, buharın bir silindir içinde genişletilmesiyle mekanik enerjiye dönüştürülebileceği ve mekanik enerjinin uygun mekanizmalarla başka mekanizmalara aktarılabileceği fikrini geliştiren James Watt, bunun ilk örneğini yaparak büyük bir “üretim” gerçekleştirmiştir. James Watt’tan sonra binlerce buhar makinasının basit anlamda üretilmesi, James Watt’ın mirasının “tüketilmesinden” ibarettir. Bu buhar makinasının yarattığı olanakla buharlı trenin yapılması bir “üretimdir”. Yüzlerce buharlı trenin üretilmesi ise, toplumsal gelişmeyi sağlayan “tüketimdir”.

Buğdayın öğütülerek un haline getirilmesi ve bu unla temel gıda maddesi olan ekmeğin yapılması fikri ve bunun gerçekleştirilmesi bir “üretim”dir. Bu bilgiye dayanarak milyonlarca ekmek üretilmesi, toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayan ve fakat bu temel “üretime” dayanan ve bu nedenle de bu temel “üretimin” “tüketilmesine” dayanan bir süreçtir.

Bu üretim ve tüketim ilişkisi toplumları geliştirirken, aynı zamanda toplumsal mülkiyet haline gelmiş olan “üretimlerin” değişik amaçla kullanılması durumları da ortaya çıkabilmektedir. Örneğin insanlığın gelişimine hizmet etmesi beklenen ilaç üretimi sürecinde, insanların kobay olarak kullanılması ise insanlık adına bir “tükenmek” durumunu tarifler. Ya da başka bir örnekle, Hipokrat yemini ederek mezun olan bir doktorun, insanlığın toplumsal üretiminin oluşturduğu bilgi birikimini, bir kişinin işkenceye ne kadar dayanacağını belirlemede tüketmesi, bu kişi adına ve bu kişiyi kullanan sistem adına bir tükeniştir.

Toplumsal üretimlerin yarattığı bilgiyi edinerek mühendis olan bir kişinin, bu bilgiyi tüketerek gerçekleştirdiği üretim sürecinde, çalıştığı iş yerinde, sömürünün arttırılması için yapacağı çalışmalar bir üretimi değil, bir tükenişi ifade eder.

Sovyet Devrimi, insanlık tarihinde proleter devrimler çağını başlatan çok önemli bir sosyal “üretimdir”. Bu devrimi izleyen diğer ülkelerdeki devrimler, bu temel “üretimi”, “tüketerek” gerçekleşen yeni sosyal üretim süreçleridir. Bu sürecin sonunda, bu mirası taşıdığını iddia eden SBKP yöneticilerinin ülkeyi yeniden kapitalizme geri götüren uygulamaları ve sonunda sosyalizmi yıkmaları ise bu yöneticiler açısından bir tükeniş sürecidir.

Ülkemizde de en önemli sosyal üretim süreci 60’ların sonu ve 70’lerin başında gerçekleşmiştir. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi bu dönemde yaşam boyutunda ve bu üretim sürecinde yer alanların yaşamları pahasına geliştirilmiştir. İzleyen yıllarda, bu sosyal “üretimin” tüketilmesiyle, kitlesel bir mücadele yaratılarak yeni bir sosyal üretim süreci geliştirilmiştir. Bu sürecin devamı olduğunu iddia ederek ortaya çıkan ama bu mirasa dayanarak ve bu süreci yeniyi üretemeden tüketerek geçmişi reddetme konumuna gelen çevreler açısından ise bu durum bir tükeniştir.

60’lı yılların sonunda gelişen bu üretim süreci, TMMOB içinde de yeni bir üretim süreci başlatmıştır. 1973 yılından itibaren, sistemin yasayla yüklediği rolü reddederek, TMMOB’nin emekten ve halktan yana bir örgüt olarak tarif edilmesi ve toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni durumuna getirilmesi, TMMOB için belirleyici bir sosyal üretim sürecidir. Bu mücadelenin, 19 Eylül 1979’da 100 bin mühendisin iş bırakması boyutuna getirilmesi, toplumsal mücadele tarihindeki sosyal üretimlerin tüketilmesine dayanarak gerçekleştirilen, TMMOB mücadele tarihindeki en önemli sosyal üretimdir.

1980 yılından sonra ise TMMOB, geçmişindeki sosyal üretim mirasını tüketmeye devam etmiş ve bu üretimin tüketilmesine dayanan yeni sosyal üretim süreçlerini geliştirmeyi denemiştir. Ancak 90’lı yılların sonundan itibaren göreve gelen yöneticiler bu mirası tüketmeyi sürdürürlerken yeni bir üretim süreci geliştirememişlerdir. TMMOB mücadele tarihinin üretimlerinin hızla tüketildiği fakat bu tüketime dayanan yeni bir üretim sürecinin başlatılmaması durumunda ise tükeniş kaçınılmazdır.

TMMOB yöneticileri hamasi söylemle TMMOB mücadele tarihinin üretimlerini mirasyedi havasında tüketirlerken, bu üretime dayalı yeni bir mücadele anlayışı geliştiremedikleri gibi, böyle bir mücadele anlayışı geliştirenleri de, Bartın İKK örneğinde olduğu gibi, yok ederek çok hızlı bir tükeniş sürecine girmiş durumdadır.

Mühendislik alanının sermayenin çıkarları doğrultusunda dönüştürülmesi projesi olan yetkin/yetkili mühendislik yasa tasarısını hazırlamak, TMMOB Genel Kurul kararlarına rağmen AKP’li mühendis bakanların ülkemizin kaynaklarını tekellere peşkeş çeken uygulamalarından bu bakanların sorumlu olmadığını kaleme alarak, bakanlar adına adeta savunmalar yazmak bu tükenişin örnekleridir.

TMMOB yapısı içinde müteahhitlerin kendi bakış açılarını örgütte egemen kılarak, ağırlıklı olarak yönetici olabilmesi bu tükenişin göstergesidir.

Haziran 2009 tarihli MMO Bülteni'nde (sayı 132) yazıldığı gibi, mühendislerin en acımasız şekilde sömürüldüğü tesisat sektöründe, bu mühendislerin öncüsü olmak yerine, sektörün yani bu sektördeki mal ve hizmeti sunan sermayenin öncüsü olduğunu gururla manşet yapmak tükenişin derinliğinin ölçüsüdür.

TMMOB yönetim anlayışında, TMMOB geçmişindeki sosyal üretimin yeni bir üretime dönüştürülmeden tüketilmesine dayanan bu “tükeniş” süreci öyle bir boyuta gelmiştir ki, ülkemizdeki demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olduğunu iddia eden bu örgüt içinde baskıcı bir yönetim anlayışı gelişmiştir. Örgütün onur kurulları bu baskının uygulama araçları durumuna getirilmiştir. Bu kurullar artık, tıpkı 28 Nisan 1960 yılında Demokrat Parti tarafından, yalnızca muhalefet ve basının faaliyetlerini soruşturmak üzere kurulmuş ve yalnızca DP milletvekillerinden oluşan, asıl işlevi muhalefeti ve basını susturmak olan Meclis Tahkikat Komisyonu’nu çağrıştırmaktadır.

Bartın’da Hattat Holding’in rant projelerine karşı kitlesel bir mücadele geliştiren İKK üyeleri hakkında soruşturma açılması ve 12 Eylül cuntası döneminde bile TMMOB birimlerinin geçici olarak kapatılmış olmasına karşın feshedilmemiş olması hatırlardayken, TMMOB yönetimi tarafından bir TMMOB biriminin feshedilmesi; yöneticileri tarafından devrimci-demokratlara karşı fiziki saldırıların düzenlendiği İMO’da, İstanbul’da yaşayan ve hatta yurtdışında bulunan İMO üyesi dergimiz yayın kurulu üyelerinin kanaatleri sorgulanarak Oda Onur Kurulu’na sevk edilmesi bu tükenişin artık TMMOB örgütlülüğünü reddetme boyutuna vardığının işaretleridir.

TMMOB mücadele tarihinin üretimlerini yalnızca tüketerek girilen bu tükeniş süreci öyle bir boyuta gelmiştir ki, artık faşist ve gerici muhbirler tarafından devrimci-demokratları hedef alan ihbar mektubu şeklinde kaleme alınan açıklamalar, TMMOB, İMO ve buralardaki etkin yönetim anlayışına gözü kapalı destek veren grupların internet sitelerinde yayımlanmaya başlanmıştır. TMMOB etkin yönetim anlayışının ihbarcılık boyutuna gelmesi, tükenişin artık niteliksel bir aşamaya ulaştığını anlatmaktadır.

TMMOB mücadele tarihinden miras kalan üretimin bu şekilde ve basit anlamıyla tüketilmesiyle başlayan tükeniş süreci, dünyadaki diğer örnekleri gibi, kaçınılmaz olarak bu süreçte rol alan çevrelerin tükenişiyle sonuçlanacaktır. Bu tükeniş, TMMOB’yi de tüketmeden, geçmişin üretimlerine dayanan yeni üretim süreçleriyle TMMOB’nin geriye gidiş süreci durdurulmak zorundadır.

NOT: Bu yazı Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İVME dergisinin 8. sayısında (TMMOB'de Demokrasi) yayınlanmıştır.

TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı Sonuç Bildirgesi




TMMOB KADIN MÜHENDİS, MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARI KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

TMMOB 40. Dönem Genel Kurulu‘nda kadın üyelerin önergesiyle karar altına alınan, sekretaryası Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi tarafından yürütülen ve 55 yıllık TMMOB tarihinde ilk kez düzenlenmiş olan TMMOB I. Kadın Kurultayının amacı; TMMOB‘nin bir kadın politikası oluşturmasını sağlamak, beşte birini oluşturan kadın üyelerin dayanışmasını, örgütlenmesini ve temsiliyetini daha güçlü hale getirmek, TMMOB ve bağlı odalarında kadın üyelerin çalışmalara nitelik ve nicelik olarak daha etkin katılabilmelerini sağlamak, mesleki ve sosyal açıdan kendilerini geliştirerek ifade edebilecekleri mekanizmaları yaratabilmek, gerek örgütsel gerek toplumsal gelişmede potansiyel kadın enerjisini harekete geçirmek, yönetim kurullarında ve diğer kurullarda kadın temsiliyetini artırabilmek, kadın komisyonlarının yaygınlaştırılmasında etkin olabilmek, diğer kadın ve emek örgütleri, üniversiteler ve ayrımcılık karşıtı platformlarla iletişim ve dayanışma içinde olmak, çalışma hayatı içinde kadın mühendis, mimar ve şehir plancısı meslektaşlarımızın karşılaştığı sorunları belirleyerek çözüm önerileri geliştirmek ve bu çözüm önerilerinin uygulanması için mücadele etmektir.

Bu amaçla 21-22 Kasım 2009 tarihinde İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu‘nda düzenlenen TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultay‘ına 307 Mühendis, Mimar ve Şehir Plancı (MMŞP), 31 konuk ve 51 öğrenci üye olmak üzere toplam 389 kadın katılmış ve Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının, gerek çalışma hayatında, gerek TMMOB örgütlülüğü içinde yaşadığı sorunların ancak kadın üyelerin katılımı ile değerlendirilmesi, sorunu yaşayanın çözümde özne olması hedeflenmiştir.

Kurultay‘a hazırlık sürecinde, Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları‘nın katkılarını sağlamak, TMMOB organları içinde etkin olarak var olabilmenin önünü açacak örgütlenme modelleri oluşturmak için, Kurultay programı ana başlıklarını kapsayan forum ve bölgesel çalıştaylar;

  • 7 Haziran 2009‘da, İstanbul‘da, 76 MMŞP katılımıyla Marmara Bölgesi‘nde;
  • 27 Eylül 2009‘da, Adana‘da, 40 MMŞP katılımıyla Akdeniz Bölgesi‘nde;
  • 4 Ekim 2009‘da, İzmir‘de, 92 MMŞP katılımıyla Ege Bölgesi‘nde;
  • 11 Ekim 2009 da, Samsun‘da,45 MMŞP katılımıyla Karadeniz Bölgesi‘nde;
  • 18 Ekim 2009 da, Ankara‘da, 71 MMŞP katılımıyla İç Anadolu Bölgesi‘nde;
  • 1 Kasım 2009‘da Diyarbakır‘da, 40 MMŞP katılımıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yapılmıştır.

Kurultay hazırlık aşamasında ve örgütlenme süreci olarak ele alınan bölgesel çalıştaylar sonucunda İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır, Bursa ve Adana illerinde TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonları kurulmuştur. Yine birçok ilde bu konuda çalışma başlatılmıştır.

Çalıştaylar ve Kurultay; Eğitimde Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsiyetçi İşbölümü ve İşyeri Pratikleri, Kapitalist Kriz ve Kadınlar, TMMOB‘de Kadın Örgütlenmesi olmak üzere dört ana başlıkta yapılmıştır. Bu başlıklar kapsamında TMMOB Kadın Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayında çıkan sonuçlar şu şekildedir;

Üniversite öncesi eğitimde ve bunu besleyen toplumsal yapıda cinsiyet ayrımcılığı söz konusudur. Ders kitaplarında kullanılan dil ve tanımlanan roller cinsiyetçi bir nitelik göstermektedir. Bu durum, lisans eğitiminden başlayarak, meslek seçimi süreci ve lisans eğitimini kapsayacak şekilde cinsiyet ayrımcılığının olağanlaşmasına ve meslek yaşamımızda karşılaştığımız ayrımcılık temelli problemlerin kanıksanmasına yol açmaktadır. Ayrıca, cinsiyetçilik kadın öğrencilerin, eğitim sürecinde (özellikle laboratuar, staj, arazi gibi ortamlarda ya da barınma ortamlarında) mesleki güvenlerini ve kişisel bütünlüklerini zedeleyecek söylem ve eylemlerle karşılaşmalarına yol açmaktadır. Meslek seçiminde ve mesleğe hazırlıkta belirleyici olan cinsiyetçi iş bölümü ve toplumsal kabullerin değişimi için, eğitim süreçlerinde cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılmasına yönelik eğitimin her aşamasında kullanılan cinsiyetçi dil ve bakışın değiştirilmesi gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet ile ilgili bilinçlendirme çalışmaları ile birlikte, talep edilen meslek seçiminin yapılabileceği bir eğitim sistemi için, toplumda, "kadın işi", "erkek işi" ön yargılarının giderilmesi için, eğitimin her döneminde akademisyenleri de kapsayacak şekilde, toplumun cinsiyet eşitliği konusunda bilinçlenmesine katkı sağlayacak çalışmalar yapılmalıdır.

Yaşanan ekonomik kriz ve artan eğitim giderleri sonucunda aileler, erkek öğrencilerin eğitim görmesini tercih etmekte, bu durum kadınların eğitim almasının önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Oysa, parasız eğitimin temel bir hak olmasından hareketle; TMMOB, üniversiteler ve emek örgütleri ile birlikte, eğitimin herkes için parasız olarak ve eşit koşullarda erişilebilirliğine yönelik mücadele etmelidir.

Toplumumuzda aileden başlayarak çocuğun yetiştiği tüm evrelerde karşılaştığı rol modeller, cinsiyetçi işbölümüyle oluşmakta ve baskıya dönüşmektedir. Mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı mesleklerinin öteden beri çoğunlukla erkek mesleği olduğu konusunda önyargılar oluşmuştur. Bunun sonucu olarak da, işe alımlarda erkekler tercih edilmekte, bu da kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının işe girme şanslarını ciddi oranda düşürmektedir. Çalışma ortamında kadınlar, istedikleri işleri değil, kadın olmalarından ötürü kendileri için önceden belirlenmiş seçenekler içinden tercih yapmak zorunda kalmaktadırlar. Erkek egemen toplumda, toplumsal cinsiyete bağlı iş bölümü sonucu; teknik, yönetim ve bütünleme gerektiren işlerde kadınlara karşı vize uygulanmaktadır.

Meslek sahibi diğer kadınlar gibi mühendis, mimar ve şehir plancıları kadınların da "kurtulmuş" oldukları varsayımı toplumda yaygın olarak kabul görmektedir. Bu nedenle kadın mühendis, mimar ve şehir plancıların cinsel, fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğrayabilecekleri gerçeği görmezden gelinmektedir. İşini kaybetme kaygısı ya da diğer nedenlerle çoğunlukla gizli kalan bu saldırılardan dolayı kadınlar zarar görmekte ve çözüm konusunda yalnız kalmaktadır.

Aile içindeki cinsiyetçi işbölümü, iş hayatındaki iş bölümüne paralel olarak işlemekte ve birbirlerini beslemektedir. Çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakım işleri ve tüm ev içi işlerinden yalnız kadınların sorumlu tutulması, kadınların istihdama ve toplumsal yaşama katılmalarının önünde engel oluşturmaktadır.

Bakım hizmetlerinin toplumsallaşması amacıyla, bebek bakım üniteleri, kreş ve anaokulları, yaşlı ve hasta bakım evleri, gündüz ve gece bakım evleri ve bakım destek birimleri gibi hizmetler kamusal olarak verilmelidir. İşyerlerinde kreş açılması için yalnız kadın sayısı değil, tüm çalışan sayısı dikkate alınmalıdır. Yasalarda bulunan anne ve baba için ücretli doğum izni ve emzirme izninin ihtiyaçlara göre artırılması ve yine anne ve baba için ebeveyn izninin yasalarla düzenlenmesi, kadınların doğum izni sırasındaki ücretlerinin ve primlerinin tam ve eksiksiz ödenmesi için mücadele edilmelidir.

TMMOB, bağlı oda ve şubelerinin çalışmalarında, toplantılarında, yazılı ve görsel her türlü yayında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamasını sağlamalıdır. Ayrıca kadınların iş hukuku ve kamusal alandaki haklarının neler olduğu konusunda çalışmalar yapmalı ve toplumsal cinsiyet farkındalık eğitimleri düzenlemelidir.

Yeni liberal ekonomi politikalarının hayata geçirilmesiyle birlikte, kazanılmış haklar gasp edilmeye, kamu kurumları özelleştirilmeye, olduğu kadarıyla bile fazla görülerek sosyal devlet anlayışından uzaklaşılmaya, iş güvencesini ve sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmaya yönelik düzenlemeler hayata geçirilmeye başlanmıştır. Kriz bahanesi ile eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hak gaspları meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Başta kadınlar olmak üzere, çalışanlar işten çıkartılmakta ya da ücret kesintilerine, güvencesiz çalışmaya, kreşlerinin kapatılmasına, servislerinin kaldırılmasına razı edilmek istenmektedir. Bunlarla birlikte, kadın olmaktan dolayı toplumsal cinsiyetçi işbölümüne maruz kalmakta ve daha düşük ücretle çalıştırılmaktadırlar. Önümüzdeki dönem sermayenin krizi atlatmak için öne sürdüğü mekanizma, emeğin daha esnekleştirilmesini getirecektir. Ücretlerin düşürüldüğü, daha esnek çalışma şartlarının getirildiği, denetimsiz, sendikal hakların ortadan kaldırıldığı bir işgücü piyasası hedeflenmektedir.

Kapitalist krizin kadınlar üzerindeki etkisi işsizlik ve yoksullukla sınırlı değildir. Artan yoksulluk ve işsizlik, aile içi şiddeti artırmaktadır. Toplumda şiddet eğiliminin, ekonomik krizle birlikte tırmandığı görülmekte ve şiddetten zarar görenlerin başında kadınlar gelmektedir.

TMMOB üyesi kadınların sorunları, toplumdaki diğer emekçi kesimlerin ve kadınların sorunlarından ayrılamaz bir bütündür. Mühendis, mimar, şehir plancısı kadınlar da giderek daha fazla hak kaybına uğramakta, yasal haklarını kullanmalarının önüne engeller çıkarılmaktadır. Ezici çoğunluğun sendikasız olduğundan hareketle, TMMOB‘nin, üyelerinin haklarını koruması ve üyelerinin örgütlenmesini teşvik etmeye yönelik çalışmalar yapması en temel görevlerindendir.

TMMOB, emek örgütleri ile birlikte, çalışanlar arasında bölünme, rekabet yaratan ve iş güvencesini yokeden taşeron çalışma sisteminin yasaklanması, kadın istihdamını, kadının çalışma hayatındaki konumunu, sosyal hak ve güvenceyi olumsuz etkileyen özelleştirmelerin iptal edilmesi, esnek çalışmaya karşı, tam zamanlı, sigortalı, sendikalı çalışma, sigorta primlerinin gerçek maaş üzerinden ödenmesi ve tamamını işverenin ödemesi, krize karşı istihdamı artırmak için iş saatlerinin azaltılması, haftalık çalışma süresinin 35 saate indirilmesi ve mezarda emeklilik dayatmasının son bulması, kadınlarla erkekler arasındaki ücret farklılığının engellenmesi için eşit (eşdeğer) işe eşit ücret, işsizlik maaşının artırılması ve süresinin uzatılması, daha çok işsizin yararlanabilmesi için kapsamının genişletilmesi, işten çıkarılmaların yasaklanması, iş güvencesi, fazla mesai yapma koşullarının daraltılması ve çalışma saatlerinin azaltılmasına paralel olarak fazla mesai saatlerinin de düşürülmesi, bunun çalışanın isteğine bağlı olması ve karşılığının ödenmesi, işyerlerinde gündüz ve özellikle gece çalışmalarında yönetmeliklere uygun servis hizmeti verilmesi, kıdem tazminatı hakkının korunması, "Özel İstihdam Büroları" adı altında kurulmak istenen, kiralık işçi simsarlığının engellenmesi, parasız eğitim, parasız sağlık, tüm çalışan ve emekli üyelerinin maaşlarının, özel hizmet tazminatları ve diğer özlük haklarının, gördükleri eğitimi (lisans, yüksek lisans, doktora) ve çalışma risklerini yansıtacak şekilde düzenlenmesi için mücadele etmelidir.

Bir taraftan demokratik siyasetin alanını genişletmeye yönelik çabalar sürdürülürken, TMMOB gibi demokratik ve eşitlikçi yaklaşımı olan bir örgütte, TMMOB ve bağlı oda, şube yönetim kurulları, genel kurul delegasyonu ve diğer tüm organlarında kadın temsiliyetini artırabilmek amacıyla, pozitif destek politikaları üreterek, minimum yüzde 35 kadın kotası uygulanmalıdır. TMMOB kadın üyeleriyle ilgili istatistiki bilgiler toplamalı ve bununla ilgili veri tabanı oluşturmalıdır. TMMOB ve bağlı odalarında, bu çalışmaların yürütülmesi için bütçe oluşturmalıdır.

Kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılığın yasa ve yönetmelikler çerçevesinde cezai karşılığının bulunması zorunludur. TMMOB, kadına yönelik suçların yaptırımını sağlamak amacı ile TMMOB Ana Yönetmeliği, Disiplin Yönetmeliği, Onur Kurulu Yönetmeliği‘nde, vb. gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

TMMOB‘de kadın hareketinin örgüt içinde güçlü ve sürdürülebilir olabilmesi, yatay ve dikey ilişkilerinin kurulabilmesi ve bütün bu çalışmaların sağlıklı yürütülebilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. TMMOB bünyesinde kurulmuş "Kadın Üye Çalışma Grubu" merkezi bir kadın örgütlülüğü olarak aktif hale getirilmeli, bu grup TMMOB kadın politikalarını üreterek hayata geçirilmesinden sorumlu olmalıdır. Kadın Üye Çalışma Grubu; İKK kadın komisyonları, oda ve şube kadın komisyonlarında çalışan gönüllü kadınlar ve komisyon olmayan odalardan gönüllü kadınlardan oluşur. TMMOB 40. Olağan Genel Kurulu‘nda kabul edilen fakat hayata geçmeyen Cinsiyet Ayrımcılığı Takip Sekreteryası bu grubun bünyesinde oluşturulmalıdır. Sekreterya, başvuruların yapılabileceği, ayrımcılığın, taciz ve mobbingin takip edileceği, hukuki ve psikolojik destek vererek çözümlerin üretileceği bir birim haline getirilmelidir.

TMMOB‘li kadınlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde arazi şartlarında daha güvenli ve verimli çalışma koşullarının sağlanması, mayınlı arazilerin ulusal kaynaklarla temizlenerek tarım reformu yapılıp organik tarım için bölge halkının kullanımına açılması, kültürlerin, dillerin ve inançların eşit ve özgür olması özlemiyle, Kürt sorununun demokratik bir şekilde çözüme kavuşturulması ve barışın sağlanması için aktif rol üstlenecektir.

Kadınlar; mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı mesleğini yürütürken, kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması ve yaşanabilir bir çevre için, bu değerlerin tahribine yönelik tüm politika ve projeleri reddeder.

Sonuç olarak; TMMOB‘li kadınlar, TMMOB Kadın MMŞP Kurultayı ile birlikte ortak hareket etme ve dayanışma konusunda büyük mesafe almışlardır. Kadınlar, TMMOB‘da toplumsal cinsiyet bilincinin örgüt geneline yayılması ve kurultay kararlarının örgütün tümü tarafından benimsenmesi için çalışacaklardır.

Bu kurultay ile TMMOB‘da kadın politikalarının, kadın örgütlenme modelinin oluşturulması ve örgütlülüğünün güçlendirilmesi doğrultusunda önemli bir adım atılmıştır. Bu politikaların hayata geçmesi ancak kadınların örgütlülüğü ve dayanışmasıyla mümkün olacaktır.

KADINLAR ÖRGÜTLÜ TMMOB DAHA GÜÇLÜ

Kaynak: http://www.tmmob.org.tr